Featured Post

Yeşil Kart Bir Çözüm müdür?

YEŞİL KART BİR ÇÖZÜM MÜDÜR? Üniversite’de iken daha çok okey, tavla oynamak için öğrencilerin gittiği bir kahvehane vardı. Orada bir ark...

Wednesday, October 4, 2017

KAÇ KAPI ÇALABİLİRSİNİZ?



Beş yaşındayken babası vefat etti.

16 yasında okulu terk etti.

Daha henüz 17 yasındayken 4 işi bırakmıştı.

18 yasında evlendi.

18 – 22 yaş arası tren yollarında işçi olarak çalıştı.

19 yasında ilk defa baba oldu.

20 yasındayken karısı, kız bebeklerini de alarak annesinin evine gitti.

Orduya katıldı fakat beceremedi.

Hukuk fakültesine devam edip çalışırken başarısız oldu.

Sigorta satıcısı oldu ama gene başarısız oldu.

Sonunda küçük bir kafede bulaşıkçı ve aşçı olarak çalışmaya başladı.

65 yasında emekli oldu.

İlk emekli maaşı hükümetten gelen $105’lik bir çekti.

Kendi kendini büyük bir hayal kırıklığı olarak görüp, intihar etmeye karar verdi.

Bir ağacın altına oturup veda mektubu yazmaya hazırlanırken birden kendini eğer elinde imkan olsaydı hayatta neler yapabileceğini yazarken buldu ve bir anda aslında daha yapmak istediği çok şey olduğunu fark etti.

Herkesten iyi yapabileceği birşey vardı o da aşçılık! İlk defa 7 yasında ailesi için ekmek pişirmişti ve mutfakta çok iyiydi. Herkes onun pişirdiği, ekmeklere, kurabiyelere, yemeklere bayılıyordu.

Bir arkadaşından $87 borç aldı ve bu para ile tavuk eti satın alıp onları kendi icat ettiği tarife göre kızarttı. Bu tarifte tam 10 çeşit baharat kullanmıştı.

Ve kızarttığı bu tavukları satmak için Kentucky eyaletinde, mahallesindeki bütün kapıları çaldı.

65 yasındayken intihar etmeyi düşünen bu adam, 88 yasında bütün dünyanın tanıdığı bir multi milyarder oldu.

KFC yani Kentucky Fried Chicken bugün dünyanın ikinci büyük restorantlar zinciridir.

Dünyanın 123 ülkesinde, 20,000 lokasyonda hizmet veriyor. KFC’in kurucusu bu kişinin adı Colonel Şanders. 1890 Indiana doğumlu Şanders, 1980 yılında 90 yasında Kentucky’de vefat etti.

Colonel Şanders’le 1979 yılında yapılmış bir röportajı burdan izleyebilirsiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=my_S6ctwu7Q

Simdi sıkı durun, işin püf noktası burda: Colonel Şanders tam 1009 kere “Hayır” cevabını aldı, ilk “Evet” cevabını almadan önce. Sorduğu soru şuydu: “Benim icadım olan değişik bir tarifle kızarttığım tavuklardan denemek ister misiniz?” 1009 kapıyı çaldı ilk deneyecek müşteriyi bulabilmek için, elinde kızarmış tavuklarıyla. 1010. kapıyı açan kişi olur denerim dedi ve herşey çorap söküğü gibi gelişti. Denedi, beğendi, komşusuna da önerdi. Böyle Colonel Şanders isim yapmaya başladı. Önce bir gaz istasyonunda ufak bir lokanta açtı ardından ilk defa temsilcilik (frenchise) verdi ve herşey hızla gelişti.

Bu hikayeyi ben yıllar önce duymuş ve çok etkilenmiştim. İngilizcede “İt’s a numbers game” diye bir terim vardır. Yani ne kadar çok sayıda bir işi yapar, dener, üstelersen o kadar çok başarıya ulaşırsın. “Bu bir sayı oyunu” da diyebiliriz. Hele ki bugün itibarıyla 313 milyon nüfusa sahip Amerika’da çaldığınız kapı kadar başarıya ulaşma ihtimalinizin o derece yüksek olduğunu düşünebilirsiniz. Aynı şekilde 2016 verilerine göre nüfusu 79,814,871 olan ülkemiz Turkiye’de de. Tabi kendinize güveniniz sonsuz ise. Eğer kendinize, yeteneklerinize ve ortaya çıkardığınız ise güveniyor ve başarılı olmaya inanıyor ve fırsat verildiğinde başarılı olacağınıza eminseniz asla vazgeçmeyin. 1000 kişi hayır dese de en sonunda size bir şans verecek o bir kişiyi bulacağınızdan emin olabilirsiniz. Ama eminim ki birçok insan değil 1000, 100. kapıda pes eder ve motivayonunu kaybeder. Siz onlardan olmayın. Başarının en büyük anahtarı azimdir.

Calvin Coolidge’nin güzel bir özdeyişi var: “Hiçbirşey azmin yerini tutamaz. Yetenek dersek; dünyada bir sürü yetenekli ama başarısız insan var. Deha desek; keşfedilmemiş dahilerle dolu dünya. Eğitim desek; Dünya başarısız ve mutsuz eğitimli insanlarla dolu. Ancak azimle, yılmadan yorulmadan hayallerinin peşinde giden insanlar başarıya ulaşırlar. Azmin yerini hiçbirşey tutamaz.”

Yaşa takılmayın, hiçbir zaman geç değildir. Amerika’da 40-50-60 yasında ikinci eğitim veya üniversite eğitimi veya bir meslek eğitimi yapan insan sayısı çok fazla. Allah önce sağlık versin. Sağlıklı olduktan sonra bu dünyada her yaşta herşey mümkün.

Burdan başka bir konuya atlamak istiyorum. Bu konu benim uzun zamandır Türk Televizyonlarında gözlemlediğim bir konu. Hazır sırası gelmişken bundan bahsedeyim. Biliyorsunuz ki Türk TV dizi yapımcıları son 10 yıldır büyük bir ilerleme kaydedip TV Diziciliği konusunda dünyanın sayılı ülkeleri arasına girmeyi başardılar. Bu açıdan onları kutluyorum. En son Amerika’nın ardından dünyada ikinci seçildik bu alanda. Hiç ummadığım ortamlarda, hiç ummadığım kültürlerden insanlar bizim dizilerimizden bahsediyor. Geçen sene rastgele Queens, New York’ta karnımı doyurmak için girdiğim bir Kolombiya restorantında yemeğimi yerken gözüm duvardaki televizyona takıldı. Gözüme son derece tanıdık gelen oyuncuların oynadığı bir dizi vardı. Sesini duyamıyordum ama duysaydım da zaten İspanyolca’ya dublaj edilmişti. Yarım saat sonra fark ettim ki televizyonda benim de bir zamanlar beğeni ile izlediğim “Öyle Bir Geçer Zaman ki” dizisi oynuyor. Çok şaşırdım ve çok sevindim tabiki.

Muhteşem Yüzyıl’ı nerdeyse bilmeyen kalmadı. Bunun gibi çok daha fazla dizi sayabiliriz, sizler eminim benden çok daha iyi biliyor ve takip ediyorsunuz. Biz yurt dışında biraz kaçırabiliyoruz takibi tabiki ama gene de ne yalan söyleyeyim her hafta beş tanesini birden hiç aksatmadan takip eden arkadaşlarım da var. Onlara burdan bravo diyorum.

Türk dizileri Kuzey Afrika’dan Çin’e kadar geniş bir coğrafyada izleniyor. Artan dizi satışlarıyla dizi ihracatı 300 milyon dolara ulaşmış durumda.

Şimdi gelelim asıl söylemek istediğim konuya: Benim dikkatimi çeken şu: Hiç Amerika dizilerindeki anladığımız anlamda bir kişinin mesleki başarısını konu alan diziler yok bizim ülkemizde. Hiç dikkatinizi çekti mi? Mesela diyelim ki bir Anadolu gencini ele alalım, ismi de İsmail olsun (rahmetli dedemin ismi – babamın babası – İsmail Öziskender, nur içinde yatsın.) İsmail bir Anadolu kasabasında yaşayan mazbut bir gencimiz olsun ancak imkanları kısıtlı olsun. Fakat İsmail çok çalışarak ve azmederek şimdi İstanbul’da veya Ankara’da vs başarılı bir meslek sahibi veya iş adamı olsun biz de onun başarı öyküsünü bir TV dizisi olarak izleyelim. Aslında Anadolu’nun bağrından çıkmış çok başarılı insanlarımız var, gerçek örnekler var sıfırdan senaryo yazmaya bile gerek yok, bir otobiyografi bile yeter ama nedense böyle TV dizileri hemen hiç çevrilmiyor ülkemizde, neden acaba? Ya da başarılı bir sporcunun hayatı, başarılı bir sanatçının hayatı vb. İllaki gerçek bir hayat olması da gerekmez tamamen hayal ürünü bir senaryo da olabilir.

Ama nedense bizim halkımız mı ilgilenmiyor yoksa dizi yapımcıları ilgilenmeyeceklerini mi düşünüyorlar bilmiyorum ama bu tip dizi konularına hiç rastlamıyoruz. Eğer ben yanılıyorsam lütfen örnekleri ile beraber bana emailleyin. Tabiki gözümden kaçan bir iki tanesi olmuş olabilir ama geneline bakacak olursak dizilerin konuları genellikle şu şekilde: Tarihten gelen hikayeler, aşk, intikam, kan davaları, husumet, komedi, trajedi, polisiye, mafya, az da olsa doktorlar, komiserler, öğretmenler, avukatlar, yargıçlar vb. Azimle çalışıp hayatta başarılı olmuş insanların hayatı veya herhangi bir şekilde böyle uydurulmuş bir hikaye üzerine kurgulanmış bir dizi ben çok fazla hatırlamıyorum, çok fazla dedim hiç demedim çünkü eminim birkaç tane vardır (diye düşünüyorum, ya da sonradan aklıma gelebilir.)

Şimdi burada doktora tezi yazacak şekilde bunun nedenlerini tartışmayacağız tabiki – ki böyle bir konuya girersek çıkamayız çok derin
olur – ama benim hep ilgimi çekmiştir. Bu tip konular genel olarak bir aşk acisi çekmekten daha fazla ilgi çekmiyor sanırım toplumda. Halbuki bence özellikle genç insanlarımıza başarılı olma azmi ve hırsını aşılaması başımından bu tip başarı örneklerini gösteren dizilere de ihtiyacımız var diyerek konumuzu şimdilik burda sonlandıralım.
Herkesin hayallerine ulaşması dileğiyle… Şimdi şöyle bir geriye doğru yaslanıp düşünün bakalım.. Eğer başarmayı çok istediğiniz bir hedefiniz olsaydı veya halihazırda varsa, kaç kapı çalarsınız?

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Bana her türlü konuda yazıp danışabilirsiniz. Eleştiri, öneri ve yorumlarınızı da bekliyorum.

Sevgiler,

Esra Öziskender
İnsan Kaynakları Uzmanı / Danışman / Gazeteci – yazar / Şair
HRLink Consulting, Inc.
(646) 660-0031 (What’s App)
http://hrlinkconsulting.wixsite.com/hrlink
hrlink.consulting@gmail.com
https://www.facebook.com/HRLinkConsultingInc/
https://twitter.com/HRLinkConsultin
https://www.linkedin.com/in/hrlinkconsulting123


Monday, September 11, 2017

TANIŞMA



Gazete Bursa, 11 Eylul 2017

Sevgili Bursa’lı Okuyucularım,

Sizlerle ilk defa buluşmanın sevinç ve heyecanını yaşıyorum. Bu ilk yazımda ne yazayım diye düşünürken birden neden düşünüyorum ki dedim. Bu bir ilk tanışma – buluşma, o zaman ben de kendimi sevgili okuyucularıma tanıtayım, onlar da emaillerle kendilerini bana tanıtsınlar değil mi? Her ilk karşılaşmanın bir tanışma dönemi vardır.

Ben 17 yıldır Amerika’da yaşıyorum. Hani şu hepimizin bildiği “Rüyalar Ülkesi” ve de “Macera Dolu” Amerika. Gerçi ne kadar rüyalar ülkesi olduğu artık tartışılır ama macera dolu olduğu kesin! Bu hafta sonu Florida’yı vurması bekleyen Irma kasırgasından da anlayabiliriz ki Amerika’da adrenalini yükselten heyecan hiç durmuyor. Gerek doğal afetleri ile, gerek eline silahı alıp rastgele sağa sola ateş ederek ortalığı kasıp kavuran beyinsel özürlü katilleri ile, gerek her türlü özgürlüğe evet diyen ama aynı zamanda her türlü ırkçılığa da evet diyen garip halkı ile (say say bitmez o nedenle burda kesiyorum) Amerika’nın maceralarla dolu olduğunu kesinlikle söyleyebiliriz. Dünya üzerinde hiçbir ülkede bu kadar çok aksiyon bir arada olmuyor (halihazırda savaş halinde olan ülkeler hariç tabiki.) Aksiyon dolu Amerika da diyebiliriz. Bakın hemen yeni bir slogan buldum! Macera dolu Amerika denmesinin bir diğer sebebi de buraya gelen göçmenlerin burda tutunabilmek için ve de yaşadıkları kültür sokundan dolayı maceradan maceraya atılmaları nedeniyledir. Şu ülkeye sonradan ayak basıp da herhangi bir şekilde macera yaşamamış çok az insanla tanıştım. Ey hayat sen nelere kadirsin! En “ben yapmam”, “ben etmem” “aa çok ayıp” vs diyenlerin bile neler yaptıklarını, yapmak zorunda kaldıklarını gözlerimizle gördük, kulaklarımızla işittik. Ne markette elma parlatan subaylar, ne ev temizleyen satınalma müdürü bayanlar gördük. Demekki neymiş? Asla “olmaz olmaz deme olmaz olmaz”!!!!! Olur olur, bal gibi olur!! (Sevgili Asu Maralman’ın kulakları çınlasın.) Bu arada Amerika Birleşik Devletleri yazmak uzun olduğu için kısaca Amerika diyeceğiz ama aslında Amerika bütün kıtayı kapsıyor ama sizler de biliyorsunuz ki kısaca Amerika deyince biz ülkeyi anlıyoruz. Bunu da burda kısaca açıklayalım.

Şimdi diyeceksiniz ki ee tamam anladık 17 yıldır Amerika’dasın da ne yapıyorsun orda, anlat bir hele? Evet haklısınız, yediğim, içtiğim (naneler) bana kalsın ben size gezip gördüklerimi anlatayım. Efendim, ne dediniz? Yediğim içtiğim naneleri de mi anlatayım? Tamam yahu, siz Bursa’lı okuyucularımı mı kırıcam, onları da anlatayım, burası serbest kursu, Allah ne verdiyse herşeyi dökelim ortaya bir. Bir Fransız Atasözü der ki: “Mezarlıklar vazgeçilmez insanlarla doludur.” Yani bu ne demek? Hiç birimiz vazgeçilmez değiliz. Bu dünya Sultan Süleyman’a da kalmamış. O nedenle hiçbirşeyi içinizde saklayarak öbür dünyaya göçmeyin sonradan size orda ağırlık yaparlar mazallah (bu arada hepimize Allah gecinden versin, laf nerelere geldi yahu?) Ama aynı zamanda da sadece sizin bildiğiniz, sadece size ait bazı sırlarınız olsun ki onları aman ha hiçkimse ile paylaşmayın. Bu arada İstanbul Üniversitesi, İşletme Fakültesi’nden sayın Hocam Prof. Tuğray Kaynak’ın kulaklarını çınlatıyorum. Kendisinin bir lafıdır bu, hiç unutmadığım: “Kendi kendinle başbaşa kaldığın zaman hiçkimsenin bilmediği sırların olsun.” Evet Hocam bu lafınızın anlamını yıllar sonra çok iyi anladım. Şöyle ki söyleme sırrını kimseye, onun da vardır bir sırdaşı. İllaki paylaştığınız bir sırrı, paylaştığınız kişi, ne kadar iyi niyetli olursa olsun o da biriyle paylaşıyor o nedenle neyi paylaşıp neyi paylaşmayacağınıza iyi karar verin. Aslında en önemli kural şu: Konuşmadan önce düşünün yani düşünmeden konuşmayın, lafın nereye gideceği hiç belli olmuyor. Valla ben de her zaman yapamıyorum, insanız işte bazen düşünmeden kelimeler çıkıveriyor ağzımdan. Her zaman kontrollü olmak mümkün değil. Napalım işte azı karar, çoğu zarar, idare edip gidiyoruz hepimiz. Yok aslında birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı Bankasıyız.... bu reklamı hatırlayanlar bana email atsın! Aynı dönemin çocuklarıyız demektir! Artık Osmanlı Bankası da kalmadı, o eski reklamlar da… Yahu lafı ne kadar da dolandırdım değil mi? Olsun, ne güzel sohbet ediyoruz işte, benim bir şikayetim yok, ya siz?

Efendim, ne demiştik 17 yıldır Amerika’dayım, çifte kavrulmuş vatandaşım. Çekilişten yeşil kart kazanıp geldim. (Ondan önce bir sene Amerika’da İngilizce dil okulunda öğrenci idim, onu bir başka yazımda detaylı anlatırım.) Biliyorum şimdi bu yazıyı okuyanların içinde mutlaka o çekilişe başvuranlar vardır. Meşhur yeşil kart çekilişi. İngilizce ismi ile Green Card Lotary. Hay çıkmaz olaydı diyene de rastladım desem yalan olur ama çıktığı için de ihya olana çok az rastladım. Mesela ben! İhya olmadım. Türkiye’deki hayatım çok daha iyiydi yeminle. Burda hepimiz bir, iki hatta üç basamak alta iniyoruz yaşam kalitesi ve sosyal statü anlamında. Bir nevi mazoşist bir yaşam. Sen ordaki fıstık gibi hayatını bırak, gel burda sıradan bir vatandaş seviyesinde bile olamadan debelen! Eee ne demişler hamama giren terler. Biz de kendimiz bile bile seçtik bu yolu, geri dönüş yok. Bir şekilde başaracağız. İşte Amerikan rüyası dedikleri bu olsa gerek. Sürekli bir rüya alemi içindesin. Ama aslında kabus mu görüyorsun belli değil. Ha bugün çıkıcam, ha yarın çıkıcam derken rüyadan çıkıp düzlüğe ulaşamıyoruz. Ne demek istediğimi ileriki yazılarımda anlayacaksınız. Şu anda anladığınız kadarını söyleyeyim: Dışı seni, içi beni yakar! Benim yazılarımı takip ederseniz ileriki zamanda mutlaka burdaki hayattan ve yaşadığımız zorluklardan ve kolaylıklardan (tabiki herşey de kötü değil) azar azar bahsedeceğim.

Meslek olarak İnsan Kaynaklarını seçtim çünkü kendime en uygun iş olarak onu gördüm ve de bir gün bile pişman olmadım. Beni yakından tanıyanlar karakterim ile yaptığım işin ne kadar uyuştuğu konusunda hemfikirdirler. Allah herkese sevdiği işi yapmayı nasip etsin, dünyadaki en büyük mutluluklardan biri. Benim en büyük şansım diyebilirim. Çünkü zor zamanlarımda hep kariyerime sığındım ve kariyerim beni hiç yanıltmadı, bana hiç nanik yapmadı, beni hep yüceltti. En sevmeyerek çalıştığım şirketlerde bile yaptığım işi hep çok sevdim. Benim için dünyanın en güzel mesleği. Sizler için de eğer yaptığınız iş size dünyanın en güzel mesleği olarak gözükmüyorsa hemen o işi bırakın ve sevdiğiniz işi yapın. Mutluluğun kesin altın kurallarından biri budur. Bir diğeri de ruh eşinizi bulabilmek tabi. O konular çok derin girdik mi çıkamayız. Ama gene bir başka Prof. Hocamın kulaklarını çınlatacağım, İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi’nden sevgili Hocam Prof. Ömer Aksu, bize mezun olurken okulun son gününde şu öğüdü vermişti: “Çocuklar işinizi bulun, ama önce eşinizi bulun.” Eh işte görüldüğü gibi ikisi başabaş gidiyor: İyi bir iş ve iyi bir eş bulmak hele bu devirde gerçekten çok zor. Ama siz gene de aramaktan asla vazgeçmeyin. Bediüzzaman Said Nursi’nin dediği gibi: “Aramakla bulunmaz ama bulanlar hep arayanlardır.” Bu sözü de Amerika’da sevgili doktor arkadaşım Filiz Sen’in rahmetli babası, Gaziantepli emekli Türkçe öğretmeni, sevgili Ahmet Şen babamızdan öğrenmiştim, nur içinde yatsın. Maalesef bu sene kaybettik kendisini. Bize hep şiirler okur, öğütler verirdi. Dünyadaki en güzel şeylerden biri hala yaşıyorken, gün görmüş, geçirmiş insanlardan öğütler alabilmek. Eğer etrafınızda böyle insanlar varsa değerini bilin ve de mümkün olduğu kadar onlardan öğütler alın.

Evet mesleğim insan kaynakları iken sonradan içimdeki yazma ve kamera hevesi ile biraz medyatik ortamlara dalış yaptım. Hem de biraz değişiklik iyidir diyerek farklı alanlara açılım yaptım. Son 5-6 yıldır muhtelif online gazetelerinde köşe yazıları yazıyorum. Ayrıca iki yıldır sosyal medya üzerinden video çekimleri yaparak Amerika’daki hayatı dünyanın heryerindeki Türk takipçilerime ve de aynı zamanda yabancı takipçilerime de göstermeye, anlatmaya çalışıyorum. Son 10 yıldır da şirketlere eleman bulma ve insan kaynakları danışmanlığı hizmeti veren bir firmam var Amerika’da (HRLink Consulting, Inc.) Eleman ve iş arayanlara yardımcı olmaya çalışıyoruz. Aynı zamanda New York’ta belediyeye bağlı taşeron bir iş ve işçi bulma kurumunda İş Geliştirme Yöneticisi olarak çalışıyorum. Gördüğünüz gibi her yere yetişmeye çalışıyorum (maşallah diyelim, nazarlara gelmeyelim.) Her tarakta bezimiz var yani (bu sözün bir de maydanozlu çeşidi var artık siz anlayın.)

New York şehrinin 5 ayrı ilçesi var. Bunlara Borough deniyor. Borough’un Türkçede tam bir karşılığı yok. Yani bölge desem bölge değil, ilçe desem ilçe değil. En güzel benzetme İstanbul üzerinden yapılabilir. Zaten New York ve İstanbul demografik olarak birbirine çok benziyor. Nüfus hemen aynı: 15,000,000 civarında (yazıyla 15 milyon, vay vay vay). İkisi de son derece kozmopolit, dünya merkezi şehirler. Tabi New York borsası nedeniyle Manhattan dünyanın kalbi durumunda. İki şehir de birçok bölgelere ayrılmış durumda. New York’un bir bölgesi mesela Beşiktaş olabilir, o da semtlere ve şehirlere ayrılmış durumda. Ama gene de birebir denk gelmiyor. Ben gene de Borough’a ilçe diyeyim. Bu 5 ilçe şunlar: Manhattan, Queens, Brooklyn, Bronx, Staten İsland. Ben en büyük ilçesi olan Brooklyn’de halihazırda ikamet ediyorum son üç yıldır. Ondan önce çok taşındım, bir ara onları da anlatırım. Şu ana kadar toplam 34 eyalet, 11 ülke gezdim. Amerika’nın 50 eyaletini de gezip görme hedefim var. İnşallah gezdikçe sizlerle de paylaşırım gözlemlerimi. Aynı zamanda bundan öncekileri de. Türkiye’de de çok gezdim. Gerek turistik olarak, gerekse de bir memur çocuğu olarak. Bu bakımdan gerçekten çok şanslıyım. Rahmetli babaannem benim göbek bağımı çöpe atmış. Sağolsun. Ogün bugündür ben gezgin gibi, göçebe gibi geziyorum. Hani pek şikayetçi olduğum da söylenemez aslında. Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi bilir? Siz karar verin, ben ikisinden de vazgemem!

Bu arada göbek bağından söz etmişken bahsetmeden geçemeyeceğim bir yeni girişim var. Girişenlerden biri de Amerika’dan arkadaşım ve aynı zamanda benim şirketim HRLink’teki ekibimizden Sevgili Nezih Üzümcüoğlu. Nezih ve arkadaşları çok güzel ve enteresan bir şirket kurdular. Adı: Göbek Box. Ne mi yapıyorlar? Dünyanın neresinde olursanız olun, bebeğinizin göbeğini onlara postalıyorsunuz bir kutu içerisinde ve onlar da Amerika’da istediğiniz bir okulun (veya başka bir kurumun) bahçesine gömüyorlar. Detayları web sitelerinde bulabilirsiniz. Ne kadar ilginç değil mi? https://www.göbekbox.com/

Aşağıda iletişim bilgilerimi bulacaksınız. Bana yazın. Özellikle merak ettiğiniz, üzerinde durup, incelememi ve irdelememi istediğiniz, araştırmamı istediğiniz veya deneyim ve gözlemlerimi sizlerle paylaşmamı istediğiniz konuları paylaşın benimle böylece ben de okuyucu kitlesine yönelik yazılarla karşınıza gelmiş olurum. Ayrıca eleman bulma, iş arama veya yönetim danışmanlığı konularında yardıma ihtiyacınız olursa da bana yazın. Türkiye’de de iş ortaklarımız var. Gerek Türkiye’de, gerek Amerika’da sizlere yardımcı olmaya çalışırız, bundan mutlu oluruz. Asıl benim köşe yazılarım kariyer üzerine başlamıştı ancak hayat tecrübem de çok zengin olduğu için yazılarımda aynı zamanda genel olarak hayatla ve özellikle Amerika’daki hayatla ve bu hayatı Türkiye’deki ile karşılaştırmakla devam etti. Bu şekilde de okuyucularımdan da gelen talepler üzerine şekilleniyor bakalım bu macera da bizi nerelere götürecek. Aman beni Güzin Abla yapmayın, sonra gerçek Güzin Abla darılır, onunla papaz olmayalım. Ben dertlilerin dermanı, kimsesizlerin kimi değilim. Yani çok özel problemlerinize yetişemeyebilirim. O nedenle yazılarımda genel çerçeve içerisinde kalacağız. Hepberaber araştırıp, öğrenip, paylaşacağız. Her yazımda ben de birşeyler öğreniyorum, ufkum gelişiyor, illaki birşeyleri araştırmış oluyorum, ya da geçmişte unuttuğum birşey aklıma geliyor. Yani her zaman yazar–okur ilişkisi iki taraflıdır.
Bu kadar muhabbet yeter. Kısa kes Meges! (Bu reklamı da hatırlayanlar, benimle aynı jenerasyon demektir.) Yazımın başlığı “Tanışma” ve altına da Bursa’nın meşhur kestane şekerinin resmini koydum. Değerli Gazeteci Sayın Muharrem Karabulut Beyefendi ile New York, Manhattan’daki Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’na ait (BTSO) güzide Türk Ticaret Merkezi’nin açılışında tanıştık. O da Allahın izni peygamberin kavli ile beni Gazete Bursa’ya istedi, biz de beni verdik gitti!! Bu kestane şekerleri de o kız isteme töreninden. Eee beşi bir yerde alamadık bari kestane şekeri alalım değil mi? Öyle tamamen bedavaya da gitmek yok. (Bu arada Muharrem Bey, kestane şekerimi bekliyorum!) Kestane kebap, yemesi sevap! (İlkokul zamanlarından aklımda kalan güzel bir tekerleme.)

Facebook sayfamızı takip etmeyi unutmayın: https://www.facebook.com/HRLinkConsultingİnç/

Hepinize sevgiler, bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

Esra Öziskender
İnsan Kaynakları Uzmanı / Danışman / Gazeteci – Yazar / Şair
HRLink Consulting, Inc.
E-mail: hrlink.consulting@gmail.com
http://hrlinkconsulting.wixsite.com/hrlink
https://twitter.com/HRLinkConsultin
https://www.linkedin.com/in/hrlinkconsulting123

Wednesday, July 26, 2017

AMERİKA’DA İŞSİZ KALMAK




“İnşallah bir savaş fotoğrafçısı olarak ömrümün sonuna kadar işsiz kalırım” Robert Capa
İşsizlik bugünkü dünyamızda her an, her zaman herkesin başına gelebilecek bir durum. O nedenle işsiz kaldığınız zaman hemen paniğe kapılıp karamsar olmayın.
Ben Amerika’ya ilk göç ettiğimde iş arama üzerine bir seminere katılmıştım. Semineri veren Amerikalı danışman bizim ne kadar moralimizin bozuk olduğunu görünce şöyle bir söz söyledi hala hatırlarım: “ömrünüzün sonuna kadar işsiz kalacağınızı düşünemeyeceğinize göre, elbet bir gün bir yerlerden bir iş olanağı size de çıkacak. Sabrınızı kaybetmeyin.” Bence bir iş arayana verilecek en güzel öğüt budur. Sabrını kaybetme, elbet bir iş bulacaksın. Dünyada kimse işsiz kaldığı için yok olmamış. Eninde sonunda sosyo-ekonomik sistem, herkesi, kendi yetenek ve ilgi alanına ve o andaki ekonomik koşullara göre, para kazanacağı bir işe yöneltecektir.
İşsizlik, dünyanın her yerinde zor ancak Amerika’da özellikle biz göçmenler için iki misli zor çünkü bize destek olacak aile, arkadaş, dost, tanıdık ve çevremiz yok burada. Bazılarımız yapayalnız, tek başına iş arıyor, bazılarımız da ellerindeki sınırlı kaynakları kullanarak ayakta kalmaya çalışıyor.
Eğer işinizi yeni kaybettiyseniz hızlı bir şekilde vereceğiniz kararlar sizin finansal açıdan ayakta kalmanıza yardımcı olacaktır.
Eğer biraz ne yapacağınızı düşünmeye ihtiyacınız varsa kendinize bir iki hafta süre verin fakat bu süreyi fazla da uzatmadan bir aksiyon planı yapın ve uygulamaya başlayın.
Aşağıda işsiz kalınması durumunda yapılması gerekenlerle ilgili tavsiyelerimi bulabilirsiniz:
Başınızı Dik Tutun: Moralinizi yüksek tutmak, enerji seviyenizi düşürmemek ve gerçekçi bir şekilde optimistik olmak önünüzdeki kariyer yönünüzü bulmanıza ve geliştirmenize son derece yardımcı olacaktır. Almak istediğiniz desteği en yakınlarınızdan almanız mümkün olmayabilir. Eşiniz, dostunuz da bu sıralar nasıl bu krizde ayakta duracaklarını düşünmekle meşgul olabilir. En iyisi bu işin uzmanlarından destek almaktır. Bu herhangi bir danışmanlık firması olabileceği gibi internette bulacağınız siteler de olabilir. İşsiz insanların bir araya gelerek sorunlarını tartıştıkları panelleri, grupları bulabileceğiniz gibi, kendi destek grubunuzu kendiniz de yaratabilirsiniz.
İş Arama Planı Yapın: İş görüşmeniz olmasa bile güne hazırlıklı ve zinde başlayın. Erken kalkın, duşunuzu alın, güzel kıyafetlerinizi giyin ve o günkü planınızı uygulayın. Sizin randevunuz olmasa bile siz gene de hafta sonundan bir sonraki hafta yapacaklarınızı planlayın. İşe gitmeseniz bile işe gidecekmişsiniz gibi güne hazırlıklı başlamak sizi zinde ve aktif kılacaktır. Fazla televizyon başında oturmayın, bilgisayar başında gereksiz vakit harcamayın, yani evde olsanız bile çalışıyormuş gibi gününüzü planlayın. Aksi takdirde boşa geçecek olan her dakikanız ileride sizin aleyhinize işleyecektir ve evdeyken vakti boşa geçirmek de çok kolaydır. Bu tuzağa düşmeyin. Eğer evdeyken kendinizi disipline etmekte zorlanıyorsanız, giyinip, hazırlanıp bir kütüphaneye veya laptop’unuzu alıp bir cafeye giderek de kendinize bir iş arama düzeni oluşturabilirsiniz. İş başvuruları ile ilgili bir hedef belirleyin ve bu hedefe mümkün olduğunca yaklaşmaya çalışın. Mesela günde en az 10 telefon görüşmesi yapacağım ve en az 5 iş başvurusunda bulanacağım gibi…
Hangi sektörlere ve hangi alanlara yoğunlaşarak iş arayacağınızın planını yapın. Bu konuda kendinizi yetersiz görüyorsanız uzmanlardan destek alın. Bu gibi hizmetlerin bedeli çok pahalı değildir ve her zaman karşılığını alırsınız. Eğer kariyer değiştirmeyi düşünüyorsanız, değiştirmek istediğiniz alanla ilgili mümkün olduğu kadar çok bilgi edinmeye çalışın. İlgilendiğiniz alanlarda ücretsiz seminer ve konferanslar varsa onlara katılmaya çalışın. Resume(CV)’nizi gözden geçirerek güncel olmasına dikkat edin. Hedefe yönelik CV yazma konusunda bu işi bilen arkadaşlarınıza veya uzmanlara danışın.
Uzmanlık Alanınızla İlgili Güncel Kalın: Her ne kadar çalışmıyor olsanız da ömür boyu işsiz kalacağınızı düşünemezsiniz. Elbette ki er veya geç (tercihen en kısa zamanda) bir iş bulacaksınız. O nedenle sanki işinize hiç ara vermemiş gibi alanınızdaki yenilikleri takip edin. Bu sizi hem güncel kılacak hem de gittiğiniz iş görüşmelerinde büyük avantaj sağlayacaktır.
Ulaşılabilir Olun: İş ve özel hayatınızdaki kontaklarınız sizin sadece iş adresinizi biliyor olabilir. Hiç vakit kaybetmeden bütün networkünüze size en kolay ulaşabilecekleri iletişim bilgilerinizi verin. İşinizi kaybettiğinizi ve şu anda iş aradığınızı söylemekten çekinmeyin. Kimden nasıl bir yardım geleceğini hiç bilemezsiniz. Hem bu devirde kimin ne zaman işsiz kalacağı da belli olmuyor o nedenle işsiz olduğunuzu söylemenin sizin için başkalarının gözünde yetersiz gösterecek bir olgu olduğu fikrini aklınızdan çıkarın (eğer böyle düşünenlerdenseniz.)
Sağlık Sigortanızı İhmal Etmeyin: Eğer sağlık sigortanızı eski işyeriniz sağlıyor idiyse, COBRA adı altında işinizi kaybettiğiniz tarihten itibaren 60 gün içerisinde bu sefer priminizin tamamını sizin ödemeniz kaydıyla 18 ay boyunca tekrar devam ettirebilirsiniz. Primin tamamı çalışan tarafından ödeneceği için genellikle bu çok pahalıya mal olabiliyor. İnternette daha ucuz sağlık sigortası yollarını araştırabilirsiniz, eğer sigortaya gücünüz yetmezse sağlık indirim planlarını deneyin.
Devletin sağladığı indirimli veya bedava sağlık hizmetlerini de araştırıp bunlara başvurabilirsiniz. Herhangi bir büyük hastanenin Finansal Yardım servisi bu konuda size yol gösterebileceği gibi direkt olarak bağlı olduğunuz eyaletin web sitesinden de ilgili bölümü arayıp bilgi alabilirsiniz.
İşsizlik Sigortasına Başvurun: İşsizlik sigortasına başvurmuş olmak bazılarının endişelendiği gibi sizin kredi skorunuzu etkilemez. Ne kadar erken başvurursanız ilk işsizlik sigortası çekinizi o kadar erken alırsınız. İşsizlik sigortası genel olarak 26 hafta devam eder ama çoğu zaman eyaletlerin çıkardığı özel genelgelere göre bu durum 13 ila 20 hafta daha uzatılabilir.
Genellikle haftalık olarak alacağınız işsizlik sigortası çekleri muhtemelen sizin kaybettiğiniz maaşınızın yerine geçmeyecektir. Maksimum alacağınız miktar eyalete göre değişir. Bu linkte eyaletler bazında bu oranları görebilirsiniz: http://fileunemployment.org/unemployment-benefits-comparison-by-state
Genel olarak işsizlik sigortası kendi isteği veya hatası dışında işini kaybeden çalışanlar içindir. Eğer şirkete maddi veya manevi olarak verdiğiniz bir zarardan dolayı isten çıkarıldıysanız ya da kendi isteğinizle istifa ettiyseniz işsizlik sigortası almanızın onaylanma şansı düşüktür. Ama siz şartlar öyle olsa dahi işten çıkarılma sebebinizle ilgili şüphe uyandıracak bir durum varsa ve sebep kesin değilse o zaman bir şansınızı deneyip gene de işsizlik sigortasına başvurabilirsiniz. Nasılsa ilgili merciler durumu detaylı olarak inceleyip lehte veya aleyhte bir karar vereceklerdir. Aleyhte karar vermelerinin de size hiçbir sakıncası yoktur. Karara karşı itiraz hakkınız da her zaman mevcuttur.
Harcamalarınızı Takip Edin: Artık istediğiniz gibi para harcama lüksüne sahip değilsiniz. Harcadığınız her kuruşun hesabını yapın. En azından yeni bir iş bulana kadar. Eğer paranızı nereye harcadığınızı çok iyi bilirseniz, nereden tasarruf edeceğinize de daha kolay karar verirsiniz.
Önceliklerinizi Sıralayın: Faturalarınızı öncelik sırasına göre sıralayın. Listenin en altındakileri elemeniz daha kolay olur. Ayrıca büyük miktarda paranın en çok gittiği yerlerden harcamaları kısarak da büyük bir tasarruf sağlayabilirsiniz, bunların arasında mutfak alışverişi, dışarıda yemek yeme, elektrik, telefon vb. faturaları ve ulaşım, seyahat gibi harcamaları sayabiliriz.
Nakit Paranızı Elinizde Tutun: İşsizlik zamanlarında nakit para altın değerindedir. Yaptığınız bütün ekstra borç ödemelerinden vazgeçin. Mesela okul kredisi borcunuzu veya ev kredinizi arada bir ekstra para yatırarak bitirmeye çalışıyorsanız bundan vazgeçin ve sadece minimum ödemeniz gerekeni ödeyin ki elinizde nakit para kalsın. Kredi kartı şirketleri ile borçlarınız üzerine faizi düşürmek için pazarlık edin. Birçok sabit giderler için (elektrik, telefon vb.) firmalar düşük gelirliler için indirimli oranlar sunmaktadırlar. Kendi elektrik, şu vb firmanızın web sitesine girerek bu konuda daha detaylı bilgi alabilirsiniz. Bazı borçlarınızı da issizken dondurmanız mümkün. Mesela kredi kartı şirketleri issizlik durumunda kredi kartı borçlarını 3 ila 6 ay arasında dondurabilmektedirler. Birçok ev kredisi yani mortgage veren firmalar da issizlik durumunda yardımcı oluyor.
Emeklilik Sigortanıza Dokunmamaya Çalışın: Kredi kartlarını ödemek için emeklilik sigortasına dokunmak iyi bir fikir değildir. Uzun vadede kayıplarınız ve vergi dezavantajlarınız çok fazla olacaktır. Böyle bir karar vermeden önce mutlaka iyi bir finansal danışmana danışmanızı tavsiye ederiz.
Nakit Para Getiren Faaliyetler: Mesela garaj satışı düzenleyebilir, böylece hem elinizdeki fazlalık eşyalardan kurtulur, hem de biraz nakit para elde edebilirsiniz. Eğer imkanınız varsa evinizin bir odasını kiralamayı deneyin. Bütün mal varlığınızı gözden geçirip içinde size para kazandıracak bir şey olup olmadığına bakın. İş aramadığınız zamanlarda yapabileceğiniz ve size kısa yoldan nakit getirecek işleri gözden geçirin; bebek bakıcılığı, garsonluk, tezgahtarlık vb. Bu tip işler hem sizi faal kılacak hem de iş ararken ek bir gelir sağlayacaktır.
Acil Durum Devlet Yardımları: Eğer gerçekten çok zor duruma düşerseniz (umuyorum ki böyle bir durum yaşanmaz) bir acil durum planı yapmanızda fayda vardır. Yiyecek bankaları, yiyecek biletleri, çocuklar için yiyecek yardımı gibi destekler her eyalette mevcuttur. Bunlara nasıl ulaşacağınızı dikkatlice ve önceden bağlı olduğunuz eyaletin web sayfasından araştırın.
Gönüllü İşler Yapın: Gönüllü işler size para kazandırmaz belki ama çevre kazandırır. Mesela bir hastanede Medikal Asistanlık işi arıyorsanız, aynı hastanede gönüllü çalışarak size iş başvurusu yapmanızda ve hatta referans vermekte yardımcı olacak birçok kişiyle tanışmış olursunuz. Gönüllü işler sizi faal ve sosyal kılarak işsizliğin verdiği boşluğu dolduracaktır. Ayrıca tecrübe her zaman tecrübedir. Gönüllü bir işi de rahatlıkla resumenize (CV’nize) koyabilirsiniz.
Bol kazançlı günler dileğiyle bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

Esra Öziskender
İnsan Kaynakları Uzmanı / Danışman / Gazeteci – yazar / Şair
HRLink Consulting, Inc.
(646) 660-0031
http://hrlinkconsulting.wixsite.com/hrlink
hrlink.consulting@gmail.com
https://www.facebook.com/HRLinkConsultingInc/
https://twitter.com/HRLinkConsultin
https://www.linkedin.com/in/hrlinkconsulting123


Friday, June 2, 2017

KAÇAK



(Resim: Kaçağa benziyor muyum?)
“Göçmenlik deyince bunun yasalı veya gayri meşrusu olmaz. İnsanlar bu ülkeye Kızılderililer zamanında geldi ve göç etti. Kimse yasa dışı degil. Herkes bu ülkeye göç edebilmeli.” Linda Ronstadt (Amerikalı müzisyen)
Bu yazimda hepimizin bildigi ve hepimizin en az bir kişi tanidiği Kaçak Göçmenler konusunu ele alacağım. Kacak kelimesi ne kadar rahatsız edici olsa da bir o kadar gerçek. Aynen Dr. Kimball – Kaçak dizisinde olduğu gibi bu arkadaşlarımız da aslında Amerikan Hükümeti ile bir kovalamaca oynuyorlar. Sonunda kimin kazandığı ise belli değil. Amerikan Hükümeti mi kazanıyor yoksa kaçaklar mı bilemiyorum. Çünkü bütün bu kovalamacanın sonunda artılar da oluyor eksiler de her iki taraf için, sanki bir danışıklı dövüş gibi adeta.

Kaçak kelimesinin göçmenlik yasasındaki tanımı “Undocumented” yani gerekli yasal belgeleri olmayan kişi. Aslında birçok yasal tanımı var. Hepsinin kullanıldığı yerler ayrı ancak hepsi aynı kapıya çıkıyor: “Amerika’da gerekli yasal oturma ve çalışma izni bulunmadan bulunan diğer ülke vatandaşları.”
• İllegal Alien / İllegal İmmigrant
• İrregular immigrant/migrant/alien/worker/resident
• Undocumented immigrant/migrant/alien/worker/resident
• Paperleşs immigrant/migrant/alien/worker/resident
• İmmigrant “without immigration/legal statüs”
• Out of statüs immigrant/migrant/alien/worker/resident (Kaynak: Wikipedia)

Eğer ülkeye yasal yollardan giriş yapılmış ancak sonradan kaçak durumuna düşülmüşse ilerde bir şekilde yasal duruma geçme olasılığı var. Ancak kaçak yollardan yani yasal evraklar – vize olmadan giriş yapılmışsa (eskiden çok yapılan gemiden kaçmak gibi), göçmenlik avukatlarından öğrendiğim kadarıyla kesinlikle bu kişiler yasal duruma geçemiyorlar ya da çok zor oluyor ve çok uzun yıllarını alıyor (bazı hafifletici nedenler varsa, tabi bunların hepsi göçmenlik hukuku konusu olduğu için ve benim de alanımın dışında olduğu için detaylarına girmiyorum ama merak edenler bana yazarlarsa şirketimizin avukatlarına yönlendirebilirim.)

Hepimizin tanıdığı, bildidiği, sevdiği, etrafında böyle arkadaşları, akrabaları, tanıdıkları, arkadaşlarının arkadaşları mutlaka vardır. Dünyada en çok kaçak işçi çalıştıran ülke Amerika Birleşik Devletleri’dir. O yüzden artık bu durum bu ülkede kanıksanmış durumdadır.

ABD dünyanın en fazla kaçak göçmenine sahip ülkesi. 2017 verilerine gore ulkede 11,555,000 yasal olmayan göçmen var (ABD’nin nüfusu 321 milyon.) Hepsinin ayrı bir hikayesi var, hepsinin kendine göre haklı nedenleri var. Bu yazimda Turkiye’den gelip de kaçak duruma düşen arkadaşları inceleyeceğim icin onların sebeplerine bakalım. İşte bunlardan bazıları:

1) Türkiye’de iş bulamadım, aramaktan usandım, bulduğum en iyi işler asgari ücret seviyesinde idi ben de kapağı Amerika’ya attım, inşallah burda kendime güzel bir gelecek kuracağım, kendimi (ve varsa çoluğumu, çocuğumu ya da ilerde dogacak çoluğumu, çocuğumu) ve de Türkiye’de geride bıraktığım ailemi kurtaracağım.
2) Çocuklar için geldik biz buraya. Başka hiçbir şey için değil. Sadece ve sadece onların geleceği için. Burda çok daha güzel bir geleceğin onları beklediğini düşünüyoruz ve bu nedenle anne–babaları olarak biz onlar için hayatlarımızı feda ediyoruz. Sadece onlar için.
3) Bir kere gelmiş bulundum, sonra çok sevdim, alıştım ve ayrılamadım ama maalesef yasal durumumu da bir türlü sağlama alamadım, Türkiye’ye gitmeye korkuyorum çünkü bir daha geri gelemeyebilirim. O nedenle böyle iki ülke arasında kaldım işte. Ne oraya gidebiliyorum ne de burda yasal olarak kalabiliyorum. Açıkçası ne yapacağımı ben de bilmiyorum ama Allah büyüktür inşallah birgün bir çıkış yolu çıkacak.
4) Ben kaçak olacağımı bile bile geldim bu ülkeye. Yıllar önce bir arkadaşım da gelip kaçak duruma düşmüştü ama sonra bir anlaşmalı evlilik yaptı ve yasal oldu, şimdi çok güzel bir hayatı var. Ben de arıyorum inşallah bulacagim anlaşmalı evlilik yapacak birini ve kurtululacagim bu durumdan.
5) Okumaya geldim ama geri dönmek istemiyorum. Önce bir işe girmiştim fakat çalışma izni almadılar. Ben de geri dönmektense ne pahasına olursa olsun burda kalmaya karar verdim. Elbet birgün bir çıkış yolu bulacağım.
6) Türkiye’den çok soğumuştum, herşeyden çok bıkmıştım, kendimi buraya attım biraz ferahladım, geri dönmeyi düşünmüyorum, elbet bir çıkış yolu bulacağım.
7) Buraya tedavi için geldim, Türkiye beni hasta ediyor. Elbet burda yasal olarak kalmanın bir yolunu bulacağım.
8) Biz karı-koca Türkiye’de yaşamak istemiyoruz. Burda kalmak için ne gerekirse yapacağız. Paramız pulumuz var. Şimdilik yasallığımızı korumak için sürekli öğrenci vizemizi yeniliyoruz, gittiği yere kadar gidecek.
9) Amerika hep benim hayalimdi. Hedefim buraya kapağı atabilmekti. Sonrasını düşünmüyorum, elbet bir çıkış yolu bulunur.
10) Türkiye’de borç batağına saplandım, kendimi buraya attım, burda ne de olsa ne iş olsa yapıp para kazanmanız mümkün, çok şükür borçlarımı ödedim ama şimdi de kaçağa düştüğüm için geri dönemiyorum. Çünkü dönersem bir daha geri gelmem çok zor. O nedenle bir çözüm yolu arıyorum, inşallah bulacağım.
11) Türkiye’de başımdan üzücü olaylar geçti, uzaklaşmak ve unutmak, yeni bir hayata başlamak istedim. Burda aradığım hayatı bulacağımı ümit ediyorum.
12) Türkiye’de belli bir yaşın üzerinde iseniz ve halen evlenmemişseniz çevre baskısı çok fazla. Ortamdan uzaklaşmak istedim.
13) Türkiye’de yalnız bir bayanın rahatça yaşaması çok zor, dedikodu ve mahalle başkısı had safhada. Burda özgürüm, karışan, görüşenim yok, çok rahatım o açıdan, dönmeyi düşünmüyorum, kaçak olmaya da razıyım.
14) Zengin olucam ben, biliyorum bir gün olacak, parayı burda bulacağım, yasal durumumu da birgün halledicem inşallah.
15) Türkiye’de üniversiteyi kazanamadım, burda herhangi bir üniversite okuyup sonra da burda kalmanın yollarına bakıcam.
16) Türkiyede husumetli olduğum insanlar var, bana zarar verebilirler, uzaklaşmam gerekiyordu, en uzak ülkelerden biri de Amerika. Burda mutluyum, geri dönmeyi düşünmüyorum.
17) Ülkenin politikası ve gidişatından memnun değildim, burda yeni bir hayata başlayıp, aileme daha güzel bir gelecek sunmak istiyorum. Yasal olmak için ne gerekirse yapıcaz inşallah.

Bu liste böyle uzar gider… Bütün arkadaşlarımızın ayrı bir hayali, ayrı bir ümidi vardır. Birgün gerçekten herşeyin değişeceğine inanırlar yürekten ve bazıları için bu değişim gerçekleşir de. Ama bazıları için maalesef hiçbir zaman gerçekleşmez. Gerçekleşenler için de yıllar su gibi akıp gider. Bir bakarlar ki en az 10-15 yıl geçmiş bile hayallerini gerçekleştireyim derken ama gene de yılmaz, yorulmaz, çizdikleri yolda yürürler.

Şunu da unutmayalım, şu anda yasal ve başarılı olmuş birçok Amerikalı bir zamanlar kaçaktı!!! Arnold Schwarzenegger de bir zamanlar “undocumented” statüsünde idi! Aşağıdaki habere bakınız, orada bir zamanlar kaçak statüsündeki Amerikalı ünlüleri sıralıyor: http://www.foxnews.com/entertainment/slideshow/2010/12/09/celebrities-who-once-were-undocumented.html#/slide/salmawinnershot

9/11’den önce her 10 yılda bir özellikle Meksikalı kaçak göçmenler için Amerikan hükümeti af çıkarıyormuş. Tabi bu arada diğer göçmenler de bu aftan yararlanıyorlarmış. Ancak ikiz kulelerin yıkılmasından sonra herşey çok değişti biliyorsunuz. Artık öyle her 10 yılda bir af çıkmıyor. Çeşitli düzenlemeler var ama eskisi gibi genel bir af yok artık.

Kaçak arkadaşların çoğu niteliklerinin çok altındaki işlerde çalışmaya mecbur olduklarından aslında bu işten en çok Amerikan ekonomisi karlı çıkıyor. Gene de içlerinde şanslı olup kendi mesleğini yapma şansını bulanlar da var. Bu ülke kendi vatandaşları için bile artık çok zor bir ülke haline geldi ekonomik kriz nedeniyle o nedenle değil kaçak olarak bu ülkede bulunmak artık yasal çalışma ve oturma belgesine rağmen insanlar iş bulmakta çok zorluk çekiyorlar. O nedenle kaçak işçilik artık Amerika’da hiç ama hiç tavsiye edilmez. Bunun yaninda bu ulkede halen kacak olarak kalip, Amerikan vatandasligi olanlardan cok daha guzel isler yapip, cok daha guzel paralar kazananlar da var!! Bu da Amerika’nin bir cilvesi sanirim. Allah bir kere yuru ya kulum demeye gorsun, engel tanimiyor. Ama boyle olanlar cok ender tabiki. O nedenle bir kapagi atayim da nasilsa basaririm devri bitti artik.

Sağlıcakla kalın. Soru ve önerilerinizi bize yazın. İş arama ve şirketiniz için eleman arama / resume (CV) yazma / düzeltme konularında destek oluyoruz bilgi için emaillerinizi bekliyoruz.

Esra Öziskender
İnsan Kaynakları Uzmanı / Danışman / Gazeteci – yazar / Şair
HRLink Consulting, Inc.
(646) 660-0031
http://hrlinkconsulting.wixsite.com/hrlink
hrlink.consulting@gmail.com
https://www.facebook.com/HRLinkConsultingInc/
https://twitter.com/HRLinkConsultin
https://www.linkedin.com/in/hrlinkconsulting123
10 Mart 2017 Cuma

NEW YORK’TA REFERANDUM’DA SÜRPRİZ OLMAYACAK! | Bedri Baykam | 09.03.2017



Bu yazıyı aslında geçen hafta Amerika’dan yazmayı düşünmüştüm. Ama sayfamı izliyorsanız, bildiğiniz gibi daha acil bulduğum Trump’ın şaibeli Rusya ilişkileri hattını yazınca, Amerika notları bir hafta gecikmeli ulaşıyor elinize... Aklınızda olsun, bu olay yakın bir gelecekte Trump’ın felaketi haline dönüşüp yeni dönemin Watergate’i olabilir. İzlemeye devam edelim!

DOĞU YAKASININ HİKAYESİ
Washington, New Jersey ve New York, yani Doğu Yakası’nı içeren gezim, bir hafta sürdü. Esasında bunun 5 günü, New York’ta geçti. Bir sanatçı olarak gençliğimden beri beni en çok heyecanlandıran şehirdir “Büyük Elma”... Her sanatçıyı, her gösteri sanatçısını, her iş insanını en çok heyecanlandıran şehirdir... Yazının sonunda bu nedenlerle New York’a ayrı bir paragraf ayırırız. Ama bunun öncesinde, şu meşhur “referanduma doğru” günlerinin oralarda nasıl yaşandığını size aktarmak isterim.

MUSTAFA BALBAY VİZESİNİ GECİKTİRİNCE...
Washington DC ve New Jersey konuşma davetlerim orada faaliyet gösteren Türk Vatanseverler Birliği tarafından yapıldı, organizasyonu onlar üstlendi. Son derece candan dostlarla bir arada olduk. Birliğin Başkanı Murat Kutluğ, Gönül Messana, Zeynep Mc Gowan, Varol Akcin son derece yakın davrandılar ve güzel bir iş çıkardılar. Panellerin moderatörlüğünü, İstanbul’dan beraber seyahate çıktığımız Gülgün Feyman yaptı. Aslında her iki konuşmada sevgili değerli dostum Mustafa Balbay’ın yanımda olması lazımdı ama vize sorununu zamanında aşamadığından son anda bir sürprizle bu turneye katılamadı. Fakat kendisinden yine de beni yalnız bırakmamasını rica ettim ve Mustafa bu faaliyetlere zamane elektronik/dijital yöntemleri ile bir ekrandan katıldı. Böylece hem kendisini duymak isteyenleri mutlu etti, hem de beni kırmadı. Mustafa ile çok sık görüşmeyiz ama birbirimizi çok severiz. Cumhuriyet sayfalarından başlayan dostluğumuz hep gelişerek gitti, ardından Mustafa da CHP kadrolarına katılınca, bağlarımız ve dayanışma hatlarımız biraz daha sıklaştı. Ardından da maalesef Ergenekon yılları geldi. Mustafa’yı, koğuş arkadaşı Tuncay Özkan’ı ve daha nice aydın dostumuzu haksız yere FETÖ kumpası ile özgürlüklerinden ve ailelerinden koparan... İşte o yıllar, aramızdaki bağları en güçlendiren dönem olarak kaldı. Arkadaşlarımın bu şekilde aramızdan alınmasına isyan eden sayısız Atatürkçü’den biriydim. “İçim Parçalanıyor” başlıklı bir sergi açmıştım 2010-11’de... Orada tüm aydın dostlarımın, kardeşlerimin bu parçalanmak istenen yurdumuzda resimlerini yaptım. Aralarında tabii Mustafa da vardı... Silivri’de onları ancak uzaktan görüyorduk, selamlaşıyorduk. Kavramsal sarılmalarımız vardı. Bundan yalnız 1,5 yıl önce HSYK Baş Müfettişi bir beyefendiden öğrenecektim ki, o yıllarda, şimdi FETÖ tutuklusu olan Ali Fuat Yılmazer, can dostlarım hakkında yazılan uydurma fezlekeleri benim içinde kaleme almış; hayatta hiç tanışmadığım, hatta adını duymadığım alakasız kişilerle beni kağıt üstünde buluşturup en inanılmaz uyduruk hikayeleri yazmış da yazmış.. O belgeyi elimde tutarken, insanlık adına utandım... O rezil ve utanılası günlerde her an başımıza gelebileceğini bildiğimiz bu sahte davalar, meğer tam teğet geçmiş ve ben de arkadaşlarımla hücre ve ya koğuş komşuluğunun eşiğinden dönmüşüm.
Neyse, pardon, içimden geldi anlattım size o hüzünlü Silivri buluşmalarımızın eksenini... Biz dönelim Amerika’ya...

AMERİKALI TÜRKLERİN AKLI FİKRİ REFERANDUM!
Ben de daha önce onlardan biriydim. Yani “Amerikalı Türk” denen insanlardan biri sayılabilirdim. Çünkü 1980-1987 arası California’da yaşadım (Tabii Türk pasaportuyla). Yurt dışında yaşayan Türkleri, Türkiye’de yaşayan Türkler küçümsemeyi severler. “Ne yaşıyorsak, zaten biz yaşıyoruz”- “Onlar ne anlar ki?”- “Sana ne kardeşim, senin umurunda mı sanki?”- “Onlar zaten bizim sorunlara Fransız” cümleleri sık sık kullanılır. Bu tavrın arkasında, yurt dışında yaşayan Türklerin, ister “Almancı”, ister “Amerikanyalı”, ister “Frenk” olsun, kendi çıkarlarını düşünerek göç etmiş şanslı ve ego dolu birer insan olduğu önyargısı vardır. Bilinçaltında da olsa bu düşünce gelir yerleşir.
İşin esası farklıdır tabii... İster eğitim, ister iyi bir iş, ister aşk, hangi sebeple olursa olsun yurt dışında yaşamaya başlamış “gurbet Türkleri”, aslında akrabaları, arkadaşları ve akılları Türkiye’de kalmış insanlardır. Çoğu, ülkede yaşanan her gelişmeyi endişe içinde elinden geldiğince takip eder. Orada, Ankara’da, İstanbul’da, Yatağan’da, Alanya’da, Zonguldak’ta olamamak, her şeye anında müdahale edememek onları kahreder. Aslında yaşamdan çok fazla şey beklemezler. Ne kendi ülkelerinde, ne yaşadıkları yerde, kavga-savaş olmasın, huzur olsun, özgürlük olsun... İşte şu anda da Amerika’da yaşayan vatandaşlarımızın da en büyük derdi referandum. %80 civarında “HAYIR” oyu verme eğiliminde oldukları ve AKP’nin bunu durduramadığını, ABD’de zayıf olduğunu bilmesine ve birçok etkinlik düzenlemesine rağmen durumu düzeltemediklerini her yerden duydum. ABD’deki Türkler, inanın salt 16 Nisan’a odaklanmış olarak yaşıyorlar. Bu hafta sonu Cumartesi günü İstanbul’da Piramid Sanat’ta Avukat Celal Ülgen, yazar Ümit Zileli ve benim katılımımızla yapılacak olan “Referandum Sonucu neler getirebilir?” başlıklı panel, ABD’li Türklerin yoğun olarak izledikleri bir siteden naklen yayınlanacak...

WASHINGTON VE NEW JERSEY PANELLERİ
Washington’da ünlü National Press Club’de yapılan panelde önce Facetime’dan Balbay konuştu. Ardından ben Türkiye’nin adım adım hangi hatalara düşerek bu saçma ötesi yol ağzına sürüklendiğini anlattım. Şeriat propagandasını cezalandıran 163. maddenin 1990 ekseninde kaldırılması intiharından, solun inat ve ısrarla 1994 belediye seçimleri öncesi birleşmemesine kadar, sivil toplumun “biz hiçbir partiyi desteklemiyoruz” saçmalığından, iş dünyasının “AK Parti bizi AB’ye sokacak” saftirikliğinden, izlenilen edilgen siyaset yollarına kadar, her şeyi dile getirdim. Bir gün sonra Washington DC’den ayrılırken, Büyükelçiliğimizin önünde, işadamı Hüdai Yavalar ve American Turkish Society’nin Amerikalı heykeltraş Jeffrey Hall’a yaptırdıkları 2 metrelik etkileyici bronz Atatürk heykelini ziyaret ederek duygusal anlar yaşadık ve ardından kara yoluyla yeni hedefimize hareket ettik. New Jersey’deki buluşma noktamız Türk Ocağı idi ve yine coşkulu bir kalabalık vardı. Her iki günde de Gülgün Feyman başarıyla ekrandaki Balbay’ı, bizleri ve izleyicileri idare etti.

NEW YORK’TA SANAT VE SİYASET DURUMLARI!
Daha sonra New York’ta geçireceğim 4-5 güne geldi sıra. Graffiti sanatçısı, “Dünyanın en iyi artistiyim” lakaplı 40 yıllık arkadaşım Rene’nin evinde kaldım. Beni Brooklyn’e götüren Esra Öziskender’in sanal medya sayfası için benimle arabasının içinde yaptığı röportajı, şimdiye kadar 45 bine yakın insan izledi (Demek Türkler, umuda susamış olarak güzel sözler duymaya acıkmışlar!).
Çok önem verdiğim 20. yüzyıl başının ünlü sanatçısı Picabia’nın retrospektif sergisini New York Modern Sanat Müzesi’nde büyük keyifle gezdim. İtiraf edeyim, orada geçirdiğim 2-3 saat, Scope ve Armory Show sanat fuarlarından daha önemliydi benim açımdan. Ayrılmadan 2 gün önce ise sıra dev Columbia University’sinde verdiğim son konferansa geldi. Burada izleyicilerin yarısı Amerikalıydı ve İngilizce konuştum. Sorular ve tepkiler, Columbia’nın adına yaraşır düzeyde ve olgunluktaydı. Bu organizasyona yardım eden sorumlu dostumuz ise Yaman Erim’di. Konuşmamdan önce ve sonra Türk üniversite öğrencileriyle yakın temaslar yaptım. Son gecemde, New York’un başarılı Türk galerisi C24’teki açılışa katıldım ve böylece galeri sahipleri olan yakın dostlarım Maide ve Emre Kurttepeli ile, yine Türk ortakları Melih Doğan’ı görmüş oldum. Sonuçta yeni kalıcı dostluklar, tanışıklıklar ve umutlarla bir New York seyahati daha böylece kayıp gitti elimizden...

İKTİDAR KENDİ KENDİNİ “GÜVEN OYU” KAYBEDECEK DURUMA DÜŞTÜ!
Türkiye’ye ayak basar basmaz, hükümetin ve devletin illegal EVET baskısının uzantıları ile kuşatıldığımızı tekrar yaşamanın sıkıntısı vardı üstümde ve ...herkeste! İş dünyası bildiğiniz gibi, gerçekleri konuşmaktan korkan bir korkaklar grubu olarak ortada dolaşmaya devam ediyor. Mesela İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar, EVET kampanyasını açıklarken “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini iş dünyası olarak desteklediğimizi açıklamıştık. Şimdi de geleceğimizin teminatı gençlerimizin, aydınlık yarınlara yelken açabilmeleri için bu sistemi iyice özümsemelerini hedefliyoruz. Gençlerimiz bu sayede en doğru kararı kendileri verecektir” diyebiliyor. Soruyorum iş dünyasına: Size dünyanın en iyi CEO’su olarak bile tanıtılsa, Yönetim Kurulu ve Murakıplar Kurulu denetimi olmadan şirketinizin her zerresini ve tüm geleceğini tek bir insana emanet ediyor musunuz?? Tabii ki HAYIR! O zaman bunu tüm ülke için nasıl isteyebiliyorsunuz?
Cumhurbaşkanı ise, kendisi ve partisi için son derece tehlikeli bir söyleme girmiş: “15 Temmuz’un yanıtı, 16 Nisan’da verilecek” diyebiliyor. Peki bu mantıkla yarın sandıktan HAYIR çıkınca, AKP ve Cumhurbaşkanı, 15 Temmuzculara mı yenilmiş olacak? Böyle mantıksız ve dayanaksız bir saçmalık düşünülebilir mi?.... Bu tavırla iktidar 16 Nisan’ı, kendisi aleyhine sonuçlanacak dev bir güven oyu kaybına dönüştürmekle meşgul, ve aralarında hiç kimse, zirveye bu doğruları söyleyecek, bu ikazı yapacak yüreğe sahip değil.

Wednesday, April 12, 2017

Dünyanın En Meşhur Sokağı: DUVAR SOKAĞI

Dünyanın En Meşhur Sokağı: DUVAR SOKAĞI




“Para sonsuzdur, tıpkı Duvar Sokağı gibi.” (Steve Taylor)
Wall Street, Manhattan’da, dünyanın en büyük iki borsasını içinde barındıran 8 blokluk bir sokaktır; New York Stock Exchange (NYSE) ve NASDAQ.
Duvar Sokağı sadece fiziksel olarak bir cadde olmanın ötesinde finansal üstünlüğü ifade etmeye yarayan bir terim haline dönüşmüştür. Öyle ki firmalar Wall Street’te ofisleri olmasa bile borsada iş yapıyorlarsa kendilerini Wall Street’te yerleşmiş olarak tanımlamaya başlamışlardır.
Dünyanın finans kalbinin attığı yerlerden biridir Duvar Sokağı. Ama bakalım nasıl kurulmuş, adını nerden almıştır?
Duvar sokağının ismi gerçekten de bir duvardan gelmektedir. 17. Yüzyılda, Manhattan adasının güneyine yerleşmiş bulunan Alman kökenli (Dutch) göçmenler tarafından bir duvar örülmüştü. O sıralarda Alman ve Ingilizler arasındaki savaşların Amerikan kolonilerine sıçramasını önlemeyi düşünerek kendilerince bir tedbir almışlardı ancak hiçbir zaman bu duvar bu amaçla kullanılmasa da yıllar sonra duvarın yıkılması ile sokağa ismini vermiştir.
1711’de Wall Street kölelerin alınıp satıldığı bir köle marketi olarak da kullanılmıştır. Öyle ki günlük veya haftalık köleler bile alınıp satilabiliyordu.
18. yüzyılın sonlarına kadar Wall Street finans merkesi olarak meşhur değildi. 18. Yüzyılda 24 Broker’in Buttonwood ağacının altına bir araya gelip imzaladıkları anlaşma gereği New York Borsasının kurulması ile Wall Street de gelecekteki Finans Merkezi olma özelliğini almaya başlamış oldu. Herşey Wall Street’te Buttonwood ağacının altında başladı. 24 Broker o ağacın altında bir araya gelip Buttonwood Anlaşmasını imzalayarak New York Borsasını (NYSE) kurmuş oldular. New York borsası işlemlerine ilk önce bir kahvehanede başlamıştır. Artik bir sokaktan cok bir sistemin semboludur Wall Street, dunya parasinin dondugu, dunya para endeksinin ona kilitli oldugu bir finans merkezi.
Yine de Londra borsasından sonra New York borsası dünyada ikinci sıradadır.
Wall Street’te işlemler her sabah 9:30’da çanın çalınması ile başlar ve akşam üzeri 16:00’da sona erer. Bazen bu çanı ünlü biri çalar. Wall Street’te yeni ise başlamış bir Bankacı / Broker haftada 80-100 saat çalışır.
New York şehrinin gelirlerinin büyük kısmı Wall Street’te kazanılan gelirlerden gelmektedir. Wall Street’te çalışanların ücretleri aynı işi başka yerlerde yapanlardan hayli yüksektir.
Wall Street çok meşhur olmasına rağmen NYC’nin Finans Alanının küçük bir kısmını kaplayan bir sokaktır, sadece 8 blok uzunluktadir buna karşın finans meydanı çok daha geniştir.
Eğer zamanda yolculuk edebilseydiniz ve 1956’da Warren Buffet’e $1000 yatirabilseydiniz bugün $300 milyon’dan fazla paranız olacaktı.
1929’daki Wall Street Borsa krizi Amerika’nin 1930’daki Büyük Depresyon’una yol açmıştır. 29 Ekim 1929 – Kara Salı olarak tarihe geçti. O gün tam 16,4 milyon hisse senedi New York borsasında işlem gördü ve bu rekor 40 yıl kırılmadı.
Wall Street’te çalışanların ortalama yıllık ücretleri $300,000 - $400,000’dir.

Kızgın Boğa



Duvar sokağının bir de önemli sembolü var: Kızgın bir boğa!!! 1989 yılında Arthur Di Modica tarafından hayata geçirilen bir eserdir. Bu da saldırgan, kızgın boğanın web sitesi: http://chargingbull.com/

Ayrıca bu webcam aracılığı ile canlı olarak 24 saat Kızgın Boğa’nin etrafını seyredebilirsiniz: http://www.earthcam.com/usa/newyork/wallstreet/chargingbull//
Arthur Di Modica, Soho’daki stüdyosunda heykeli yapmak için iki sene uğraştı. Iki senenin sonunda bir gece yarısı arkadaşları ile beraber heykeli bir noel günü Wall Street’e bıraktılar. Ertesi gün büyük olay oldu, tüm medyaya haber oldu, insanlar heykeli görmek için Duvar Sokağı’na akın ettiler. Önce heykel kaldırıldı sonra belediyenin izni ile şimdiki yerinde sabitlestirildi. Arthur Di Modica, New York’ta dünyanın dört bir yanından gelen insanların hepberaber hayat yarısında koşuşturup başarıya ulaşmak istemelerini sembolize etmek için ve tüm New York City halkına bir hediye olarak bu boğayı inşa ettiğini söylemiştir.

Hepinize bol bereketli kazançlar, ayni zamanda neşesi ve huzuru da bol günler dileği ile. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Soru, öneri ve yorumlarınız için aşağıdaki iletişim bilgilerimden bana ulaşabilirsiniz.

Esra Öziskender
Şirket Kurucusu / Danışman / Gazeteci – yazar / Şair
HRLink Consulting, Inc.
(845) 652-0694 (What’s App Mesaj)
http://hrlinkconsulting.wixsite.com/hrlink
hrlink.consulting@gmail.com
https://www.facebook.com/HRLinkConsultingInc/
https://twitter.com/HRLinkConsultin
https://www.linkedin.com/in/hrlinkconsulting123

• Amerika’nin her yerinde firmalariniza her türlü elemanı buluyoruz.
• İş arayislarinizda size destek oluyoruz. Resume (CV) yazıyoruz, iş arama planı çıkarıyoruz, elimizdeki uygun işlere göre sizi görüşmelere gönderiyoruz.
• Turkiye’den gelip de Amerika’da yatırım yapmak isteyenlere yatırımcı vizesi almalarında yardımcı oluyoruz. Amerika’da olup da yatırımcı veya ortak arayanları buluşturuyoruz.
• Her türlü muhasebe ihtiyaclariniz için anlaşmalı olduğumuz muhasebe bürosu vasıtasıyla destek oluyoruz.
• Her türlü kargo, US Customs, storage işlerinize destek oluyoruz.
• New York ve çevresinde konaklama ihtiyaçlarınıza destek oluyoruz.
• New York ve çevresindeki emlak alım – satım ihtiyaçlarınıza destek oluyoruz.
• Şirketinizin web sitesi yazma, SEO, Digital Marketing işlerine destek oluyoruz.



Wednesday, March 15, 2017

AHMET’İN EVİ



“Açıkçası asla çok eğlenceli bir şeyler yaparak para kazanabileceğimi düşünmedim. Yanılmış olduğum için çok mutluyum.” Ahmet Ertegün

Ahmet Ertegün, yurt dışında en çok tanımış ve tarihe damga vurmuş Türklerden biridir. 1923’te Istanbul’da doğmuş, 2006’da New York’ta vefat etmiştir. Dünyaca ünlü Atlantic Records müzik firmasının kurucusudur. Dünyaca ünlü birçok sanatçıya önayak olmuş, ellerinden tutmuştur.

Bu yazımda açıkçası Ahmet Ertegün’u ve hayatını anlatmayacağım. Ahmet Ertegün’ün hayatı ve başardıkları ile ilgili internette çok fazla kaynağa ulaşabilirsiniz. Bu yazımda sizlere Ahmet’in Evi yani Ahmet’s House projesinden ve bu projeye önayak olan kişiden bahsedeceğim.

Tony Galluci ile bir yıl kadar önce Manhattan’da bir networking etkinliğinde tanıştım. Son derece heyecanlı ve azimli bir şekilde karşılaştığı her Turk’e Ahmet’in Evi projesinden bahsediyordu. Tony, Vermont eyaletinde yaşayan bir pazarlama uzmanı, aynı zamanda danışman, ancak bu aralar en büyük tutkusu Ahmet’in Evi projesi.



• Ahmet Ertegün ile ilgili olarak ilginç bulgulariniz ve düşünceleriniz nelerdir?

Tanınmış diplomat Münir Ertegün’ün oğlu Ahmet Ertegün, müthiş bir işadamıydı. Aynı zamanda müziğe sevdalıydı. Bu büyük adam bu iki özelliğini bir araya getirerek ne geçmişte ne hâlâ eşi benzeri görülmemiş bir şey yarattı. Başkanlar, krallar, zenginler ve sokakta müziğe tempo tutan avareler… Ahmet hepsiyle eşit ölçüde ilişki kurabilirdi. Elbette “takım elbiseli”lerdendi ama kaç takım elbiseli, devrin rock yıldızlarının seviyesine iner, çevresini saran uçuk müzisyenlerin saygısını kazanabilirdi? Ve yetenekler, tüm o yetenekler… Hep deriz: Aretha’dan tut Zeppelin’e, ne varsa o getirdi bize. Ahmet bizlerin çorap değiştirmesi kadar kolayca tarzdan tarza, dönemden döneme atlayabiliyordu! Dinlediğinden hoşlanma veya hoşlanmamanın çok üstündeydi; müzik dünyasının ve dinleyicinin hızla değişen zevklerini hissetmede eşi benzeri görülmemiş bir beceriye sahipti. Müzik Harlem’de değişirken, Ahmet oradaydı. Güneydeyken, o ve Jerry Wexler, oradaydılar. 1960’ların ortalarında California kanyonları genç rock yıldızlarının Mekke’sine dönüştüğünde, Ahmet oradaydı. İngiltere’de filizlenen Blues ortamını duyar duymaz soluğu orada almıştı. Muazzam çalışmanın gerektirdiği müthiş kulakları ve teknik beceri sahiplerini bir araya getirmede, takım kurmada ustaydı. Paleti zengin, cesur ve rengârenkti. Ray Charles bir keresinde onun için, “Müzik sezgisine sahip kedi” demişti. Kusursuzluk, tarz ve tada yönelik şık bir yetenekle insanlara esin verdi, önderlik etti. Kapısını her daim açık tutarak, her zaman tavsiye vermeye ve dinlemeye hazır kalarak plak şirketinde kalanlar kadar ayrılıp başka yerlere gidenlerin de sadakatini kazandı. Muazzam zevk sahibiydi ve sanatçılarını hararetle korurdu. Ölümünden on yıl sonra Ahmet, hâlâ müzik dünyasının gelmiş geçmiş en saygın, en hayranlık duyulan ismidir. Siyahların gospel müziğini beyaz Amerika’ya getirmek için bir Yahudi’yle işbirliği yapmış bir Müslüman, bir göçmen, bir Türk ve bir Amerikalıdır.

• Ahmet’in Evi projesi nasıl ve kimler tarafından hayata geçirildi?

Ahmet’in Evi, yaşadığı müthiş hayata saygımı göstermeye yönelik şahsi arzumla başladı. Hayatını kaybettiği sırada New England’ın kuzeyinde bir radyo istasyonu kuruyordum ve ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm. “Ahmet’in Evi” adlı radyo programını o zaman, 2007’de, harika yaşamının ve bize bıraktığı olağanüstü müzikal mirasın şerefine başlattım. O radyo programı sayesinde dul eşi Mica’yla konuşma ve ardından Ahmet’in, aralarında Atlantic Records’tan Phil Carson, Rolling Stone’dan Jann Wenner ve Ertegün çiftinin çok sevdiği Kid Rock’ın da bulunduğu, müzik ve iş dünyasından en yakın dostlarıyla görüşme fırsatları buldum. Yıllar boyunca sayısız diplomat, arkadaşı ve müzik efsanesi bana Ahmet Ertegün’e duydukları büyük sevgiyi anlattı.

• Nasıl böyle bir projeye dahil oldunuz?

Sanal bir saygı duruşundan, New York’un göbeğinde, Ahmet’in inanılmaz öyküsünü ve bu eşsiz ve olağanüstü adamın sayesinde kariyerleri şekillenmiş dünyaca ünlü yüzlerce sanatçının öyküsünü, bir Türk-Amerikan başarı öyküsünü anlatabilecek maddi bir Ahmet’in Evi müzesine geçiş fikri 2009’da doğdu.

• Ne kadar ilerleme kaydettiniz? Zamanlamanız nedir? Gelecekte neyi hedefliyorsunuz?

Şimdiye kadar çalışmalarımız pek çok kimsenin, özellikle sanat dünyasının dikkatini çekti. Gittiğim her yerde Ahmet’in hayatının yarattığı etkiyi anlayan ve onunla tanışsın tanışmasın, Ahmet’in hayatının kendi müzik hayatlarının varlığına nasıl yardım ettiğini anlayan insanlarla tanışıyorum. Ancak diğer müzik sevdalılarıyla kurduğum şirketin kendi cebinden karşıladığı bir proje olmakla birlikte, sahici bir Ahmet’in Evi’nin kapılarını açmak için pek çok kimsenin çabası ve maddi katkısı gerekiyor. Üstelik vakti de geldi çünkü varlığımıza renk ve nefes katan pek çok önemli sanatçı neredeyse günden güne aramızdan ayrılıyor. Uluslararası işbirliğine, dostluğa yönelik karanlık tehditlerle dolu bu günlerde Ahmet’in Evi, Türklerin, Amerikalıların ve dünyadaki herkesin bir araya gelip güzelim müziği kutlamak üzere dans etmesini sağlayabilir. Çünkü şarkı söyleyip dans ettiğimizde el ele tutuşur ve insanlığımızı, insanlıkta ortak olduğumuzu hatırlarız.

• Türk toplumundan beklentileriniz nedir?

Uluslararası Türk toplumunun pek çok üyesiyle bağlantı kurma şansına erişmekle birlikte, çalışmamızın daha ileri giderek Türk ve Amerikan toplumları arasında, Ahmet’in Evi projesini hayata geçirmemize yardımcı olabilecek sağlam bir köprü kurabileceğini düşünüyorum. Bunları okuyan, hem Türkler hem Amerikalılar için büyük gurur kaynağı olacağına inandığım bu yapıyı hayata geçirmenin önemini kavrayacaklarını umduğum pek çok kişiye ulaşmak için arkadaşım Esra’yla çalışmaktan şeref duyuyorum (Teşekkür ederim – Yazar’in notu). Bilgeliği ve aklıyla böylesi değişen bir dünyada, Atlantic Records’taki 70 yıla yakın çabasıyla bunca ırk ve kültürü bir araya getiren Ahmet Ertegün, gerçek bir dünya vatandaşıydı. Türk olmayan biri olarak bu harika dünyaya davet edilmeme müteşekkirim.

• Nereye bağış yapilabilinir?

Ahmet’in Evi, Music Guild International’ın kâr gütmeyen bir programıdır ve IRS kod 501(c) 3 kapsamında vergiden muaf bir vakıf olarak çalışmaktadır. PayPal hesabımız paypal.me/mgivt’e yapılacak bağışları büyük şükranla karşılayacağımızı belirtmek isterim.

• Türk toplumuna başka vermek istediğiniz bir mesaj var mi?

Ahmet’in Evi’nin kurucusu olarak, projemizi hayata geçirmemize ilgi gösteren, dünyanın her yerindeki Türk dostlarıma, yardımlarına ve işbirliklerine fazlasıyla müteşekkirim. Konuştuğum Türk toplumuna kabul edilmemin önemini anlatmaya kelimeler yetmez ve sizlerden bu önemli çabayı desteklemeyi ciddiyetle düşünmenizi tüm içtenliğimle rica ediyorum. Okurların aklına gelebilecek her türlü soru için her zaman olduğu gibi hazır ve müsaitim. Telefon numaram: 802-318-1924. (Çok teşekkürler Tony – Yazarin Notu.)
Sağlıcakla kalın, müzikle kalın. Gelecek ay görüşmek üzere.

Esra Öziskender
Şirket Kurucusu / Danışman / Gazeteci – yazar / Şair
HRLink Consulting, Inc.
(845) 652-0694 (What’s App Mesaj)
http://hrlinkconsulting.wixsite.com/hrlink
hrlink.consulting@gmail.com
https://www.facebook.com/HRLinkConsultingInc/
https://twitter.com/HRLinkConsultin
https://www.linkedin.com/in/hrlinkconsulting123

• Amerika’nin her yerinde firmalariniza her türlü elemanı buluyoruz.
• İş arayislarinizda size destek oluyoruz. Resume (CV) yazıyoruz, iş arama planı çıkarıyoruz, elimizdeki uygun işlere göre sizi görüşmelere gönderiyoruz.
• Turkiye’den gelip de Amerika’da yatırım yapmak isteyenlere yatırımcı vizesi almalarında yardımcı oluyoruz. Amerika’da olup da yatırımcı veya ortak arayanları buluşturuyoruz.
• Her türlü muhasebe ihtiyaclariniz için anlaşmalı olduğumuz muhasebe bürosu vasıtasıyla destek oluyoruz.
• Her türlü kargo, US Customs, storage işlerinize destek oluyoruz.
• New York ve çevresinde konaklama ihtiyaçlarınıza destek oluyoruz.
• New York ve çevresindeki emlak alım – satım ihtiyaçlarınıza destek oluyoruz.
• Şirketinizin web sitesi yazma, SEO, Digital Marketing işlerine destek oluyoruz.