Featured Post

Yeşil Kart Bir Çözüm müdür?

YEŞİL KART BİR ÇÖZÜM MÜDÜR? Üniversite’de iken daha çok okey, tavla oynamak için öğrencilerin gittiği bir kahvehane vardı. Orada bir ark...

Thursday, May 21, 2020

Sibel Öztaş: Salak Erik Ağacı ile Kendimi Anlattım

Salak Erik Ağacı ile Kendimi Anlattım

Sibel Öztaş, Dedham, Massachusetts‘de yaşıyor. Birçok şapkayı birden takıyor; Avukat, bankacı, anne, ev hanımı, yazar ama en önemlisi o kanseri yenen bir kanser savaşçısı. 

Salak Erik Ağacı ile Kendimi Anlattım
05 Nisan 2020 - 19:30 - Güncelleme: 07 Nisan 2020 - 22:00 

Esra Öziskender'in Röportajı:

SÖ: Esra’cım öncelikle bana bu fırsatı verdiğin için çok teşekkür ederim. Seni yıllardır zevkle takip ediyor, yaptıklarını çok takdir ediyorum.  

EÖ: Bilmukabele canım. Sibel’cim koronavirüsten korkuyor musun? Gündemin birinci maddesi o şu anda. Ne düşünüyorsun bu konuda? 

SÖ: Evet, tabii ki koronadan korkuyorum. Korkmamak mümkün değil ama bu korkunun beni paralize etmesine izin vermiyorum. Bunu da  bir çok korkumun üstesinden gelmemde bana yardimci olan,  acılarla başetmemi sağlayan mizahi bakışım ve teknolojinin nimetlerinden yararlanabilmemle yapıyorum.  

Azrail’in nefesini ensemde ilk hissedişim koronayla olmadı biliyorsun. Bir çok kez onunla selamlaşıp  “ sonra görüşürüz” diyerek yanından uzaklaşmışlığım var.  Ben ölümle burun buruna gelerek hayatın anlamını ve tadını farkedebildim yıllar önce. Korona bize sadece hayatın kıymetini değil, yaşarken bizim için asıl nelerin  daha önemli olduğunu gösterdi, önceliklerimizi idrak etmemizi sağladı. Dostluğun, sohbetin, dayanışmanın, dokunmanın, insan sıcaklığının ne kadar elzem olduğunu farkettik.  

Ben çığ kopmuş aşağıya inmekte olan bir dağın eteğinde bile olsam, panik yapıp kalan son anlarımı kendime zehir etmektense,  çığ gelene kadar en süslü fincanımla, en lezzetli kahvemi içmeye devam etmek istiyorum. Hepimiz öleceğiz, bundan kurtuluş yok ama hiç birimiz aslında bunun tam olarak idrakinde değiliz.  Korona bize ölümün aslında ne kadar yakınımızda olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlattı.   

EÖ: Amerika maceran ne zaman başladı?  

SÖ: Amerika maceram 1996 senesinde, platonik ve çocukluk aşkımın yaşadığı Boston’a İngilizce öğrenmek için avukatlık yaptığım bankadan 6 ay ücretsiz izin alarak gelmemle başlayıp sonrasında da 1997 yılında işimden istifa edip ardımdaki tüm köprüleri yakarak onunla evlenmek üzere ikinci kez gelişimle devam etti.  

EÖ: Bir çok rol birden üstlenmiş durumdasın. Avukat, bankacı, yazar, anne, eş, ev hanımı, aktivist... Sen kendini nasıl tanımlıyorsun? 

SÖ: Bu rollerin her birini değişik zamanlarda değişik yerlerde “OYNAMIŞ” bir anneyim.  Evet, annelik dışında yaptığım her şeyi, tiyatro sahnesinde oynadığım rollerden biriymiş gibi görüyorum. Bir haksızlık gördüğüm anda ki bu kime yapılmış olursa olsun avukat kimliğim, yatırım ve para söz konusu olduğunda bankacı yanım, ülkemi ve tüm insanlığı ilgilendiren konularda ise aktivist tarafım şaha kalkıyor. Ev hanımlığımın şaha kalktığı anlar hemen hemen hiç yok gibi :) Şaka şaka, anne olduktan sonra kendimdeki domestik damarın da varlığını ve yerini keşfettim.  

Annelik duygusu  ezelden beri içimde var olan bir duygu. Oldukça anaç bir yapım var. Çocukluğumda bile böyleydi bu. Hatta ilkokul 4. Sınıf müsameresinde de Küçük Anne rolünü oynarken rolümü oldukça içselleştirdiğimi hatırlıyorum. Nerede bir çocuk görsem orada annelik duygum kabarır. Oğlumun doğumundan sonra tabii bu duygum onda daha çok yoğunlaştı ama anaçlık bende her zaman oldukça baskın ve beni belirleyen bir duygudur.  

EÖ: Sibel’cim sen aynı zamanda bir “cancer survivor”, yani kanseri yenmiş insansın. Her şeyden önce çok geçmiş olsun, Allah bir daha göstermesin. Bize çok kısa, özet olarak bu serüvenini anlatır mısın? 

SÖ: Çok teşekkür ederim. Tabii anlatırım Esra’cığım. 2002 senesinde bir sabah yatakta dönerken sağ göğsümün yatağa dokunmasıyla çok şiddetli bir ağrı hissettim. Ağrı o kadar şiddetliydi ki çığlık attım ve o anda bir şeylerin yolunda olmadığını anladım. Sonra o ağrıyla beraber göğsümden sıvı da gelmeye başladı. O dönem çok stresli bir dönemdi benim için. Mesleğimden, ülkemden, ailemden ve tüm sevdiklerimden uzakta, yabancı bir memlekette “gak guk” seviyesinde bir ingilizce ile sevdiği adamdan ilişkinin başında görmeye alıştığı ilgi ve sevgiyi yeniden görmeyi umutsuzca bekleyen,  ondan ayrılmayı gözü ve mabadı yemeyen, geri dönmeyi de gururuna yediremeyen şaşkın, kalbi kırık genç bir kadındım.   Burada çalışma iznim yoktu. Evlenmeden çocuk doğurmuştum. Hayatımın dümenini tamamen, o zamanlar çok sevdiğim adamın insafına bırakmıştım.  Türkiye’de harika bir mesleğim, evim, arabam ve çok güzel bir arkadaş çevrem varken o “Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” türünden sloganların ve çocukluğumdan beri izlediğim Türk Filmlerinin  gazıyla kendimi hayatımın orta yerinde dili, dini, kültürü, insanı, müziği, yemekleri farklı bir ülkede, mesleğini icra edemeyen, para kazanamayan, iki kelimeyi bir araya getirip konuşamayan, söylenenleri bile tam olarak anlayamayan, sudan çıkmış bir balık gibi yapayalnız, sevgisiz, evlilik dışı doğurmuş olduğu 4 yaşındaki oğluyla, bir memesi kesilmiş ölüme teğet yaşayan Amazon bir kadın olarak buluverdim. O zamanlar bu kadar Türk yoktu Boston’da, internet yoktu ki özlediklerimle görüşüp hasret giderebileyim, derdimi anlatıp, içimi döküp rahatlayabileyim. Bullaaa, ollaaa her bi yer biraz dutluktu yani. Kabaran duygularımı paylaşabileceğim bir kaç iyi dostum da kendi hayat mücadelesini vermek zorundaydı burada hayatta kalabilmek için. İçime yolculuğumun en uzun ve çetrefillli dönemi o zamanlara tekabül eder. O zamanki anlayışımla Allah’ın adaleti, kendi hatalarım, hayattan ve sevdiklerimden beklentilerim ve  duymuş olduğum tüm hayal kırıklıklarının her biri birer cam kesiğiydi kalbimde. İşte o dönem tutmaya başladım günlüğüm ve bu günlükte yazdıklarımla oluştu kitabım Salak Erik Ağacı.

EÖ : Kanseri yenmendeki en önemli faktör neydi? 

SÖ: Dualar, oğlum ve Cem Yılmaz. Duanın gücüne inanırım. Duayla Allah’ın bize vermiş olduğu cüz'i yaratma enerjisini kullanarak dileklerimizi gerçekleştirebildiğimizi düşünüyorum. Tabii  el yordamıyla bulduğum ilaç ve reçetelerle mümkün olduğunca stresten uzaklaşmaya gayret ettim. Bu dönemde duygularımı, elimde bir kontrol cihazı varmış gibi shift etme konusunda ustalaştım. Kanserin ve diğer birçok hastalıkların en önde gelen sebeplerinden birinin stres olduğu su götürmez bir gerçek. Bu yüzden hayatım çok stresli olmasına rağmen bununla başetme konusunda o zamanlar uzmanlaştığım söylenebilir. İşte burada Cem Yılmaz en büyük ilacımdı. Şükür teknolojinin nimetleri sayesinde Cem Yılmaz’ı hep odamda alıkoydum ve sürekli güldüm. Hatta o sıralarda 5 yaşında olan oğlum bana ‘Mommy sen babamdan ayrıl Cem Yılmaz’la evlen o seni hep güldürüyor” demişti :) Ben de “sakal bırakırsa düşünürüm” diyerek yine Cem Yılmaz’dan çaldığım espriyle kendimi çok güldürmüştüm. Biraz cevabı uzatacak ama kadınlar tarafından o dönemde en seksi erkeklerden biri olarak seçildikten sonra yapılan bir ankette kadınların Cem Yılmaz’ı sakallı tercih ettikleri neticesine varılmış. Magazin programlarının birinde muhabirin teki Cem Yılmaz’ a bir mekandan çıkarken mikrofonu uzatıp  “Cem Bey, Cem Bey kadınlar sizi sakallı tercih ediyorlarmış, bu konuda ne düşünüyorsunuz?” diye sorunca o da her zamanki zekasıyla “Cem Yılmaz’ı bulmuşlar da kıllısını mı arıyorlar?”  diyerek beni bir kez daha zekası ve hazır 
cevaplığıyla büyülemişti. Ben tabii o zamanlar beş yaşında ve Türkçe deyimlerden bihaber olan oğluma bunu izah edemeyecek olduğum için kendi kendime çok gülmüştüm.  

Yıllar sonra Cem Yılmaz Boston’a geldi, ben çok büyük bir heyecanla en önden biletimi aldım, hatta onun bilet satışlarında da çok aktif bir şekilde çalıştım. Onu yıllarca hiç bir ücret ödemeden youtube’dan seyrettiğim için bana çok hakkının geçtiğini biliyordum. Ona olan borcumu biraz olsun ödeyebilmek için onun posterlerini okullara ve teenager genç kızlar gibi odamın duvarlarına astım. Hatta arabamda yan koltuğa koyduğum posterine sarılarak poz verdiğim resmi Facebook’ta paylaşarak “attım arabaya Cem’i Boston’da gezdiriyorum” diye yazmıştım. Bu postumdan dolayi Cem Yılmaz’ı benim kankam zanneden bir arkadaşım bana özelden yazdığı mesajla benden kendisini Cem Yılmaz’la tanıştırmamı rica etmişti. Ah çekip “ kendisi himmete muhtaç bir dede, kaldı ki gayrısına himmet ede” diye geçirmiştim içimden.  

Cem Yılmaz sahneye çıktığında bana bir kaç kere laf attı tatlı tatlı. Benim hazır cevaplığımı ve Cem Yılmaz’a hayranlığımı bilenler ”hadi Sibel konuş” filan dediler ama gıkımı çıkaramadım, dilim lal oldu. Sadece kitabımı hediye ettim kendisine, duygularımı ilk sayfasına yazarak. O da en son çıkarken “Sibel Öztaş kardeşimiz kitap yazmış, Salak Erik Ağacı, alın okuyun” diyerek kitabımı kaldırıp herkese gösterdi ama ben heyecandan onu dahi filme çekmeyi akıl edemedim Cem Yılmaz’ı hayranlık ve mahçubiyetle izlerken.  

Tabii kemoterapi aldığım ve duygularımın en yoğun olduğu dönemde günlük tutmak ve sonra bunu kitaplaştırmak da eminim çok büyük rol oynadı kanseri yenmemde. İçimdeki acılar kalemle kağıda akıp kitapta nesnelleşti ve ben o acılara egemen olabildim. Şimdi bütün o canımı yakan olaylarla arama mesafe koydum bu kitapla ve onları rafa kaldırdım. Acılarımı kalbimde değil kitaplığımda taşıyorum artık.  

Söyleşimiz ikinci bölüm ile çok yakında devam edecek...

Haberin linki:

https://www.abdpost.com/salak-erik-agaci-ile-kendimi-anlattim/28976/


  • Müjgan Horozoğlu
    1 ay önce
    Harika bir röportaj. Harika bir kitap. En harikası da sensin Sibel Öztaş ❤️
  • SIBEL OZTAS
    1 ay önce
    Çok teşekkür ederim Sevgili Müjgan'cığım, güzel dostum. Kalbimdeki yerin her zaman çok özel. Hayatımda olduğun, verdiğin dostluk ve her zaman beni cesaretlendiren sözlerin için çok teşekkür ederim. Beni hep güzel şeyler için yüreklendirdin. Oğlumun dünyaya gelişinde bile senin verdiğin cesaretin payı çok büyük. İyi ki varsın. Çok teşekkür ederim.
  • Demet Demirkaya
    1 ay önce
    Ne kadar doğal ne kadar samimi anlatmis Sibel hn ve sen de ne kadar guzel aktarmissin Esra.. Yazmanin icini acmak ve dokmek oldugunu,yazmanin bir degil binlerce arkadas edinmek oldugunu,yazmanin ayaga kaldiran ve belki de baskalarina da bu motivasyonu aktarabilen bir terapedik gucu oldugunu anlatti bana bu roportaj Ve tabii herseye ragmen bardagin dolusunda ,yagmurun bereketinde barindirdigimiz pozitif bakisla aci sozde bile dostlugu aratacak kadar iyi yurekte kalmaya gayret etmemizi..Zamanlamasi da yerinde olmus bu yaziyi ben keyifle okudum..icerigi ne olursa olsun uslubu dedim..saglam durusa hayran oldum.
  • SIBEL OZTAS
    1 ay önce
    Çok teşekkür ederim Sevgili Demet Hanım güzel sözleriniz için. Mesleğiniz nedir bilemiyorum ama ifadelerinizdeki duruluk, güzellik ve kelime seçiminiz, sizin yazı yazma konusundaki ustalığınızı hemen gösteriyor. Tabii ki böyle birinden gelen yorumların da benim için ne kadar gurur verici, motive edici ve değerli olduğunu tahmin edersiniz. Bir gün tanışabilmek dileğiyle tekrar çok teşekkür ediyor, sevgilerimi gönderiyorum.
  • SIBEL OZTAS
    2 ay önce
    Canim Nuran ablacigim, sen yasadiklarimin bir bolumune sahit oldun. Dostlugun ve guzel sozlerin icin cok tesekkur ederim. Bundan sonra hep beraber guzel gunler gormek dilegiyle kucakliyor, sevgi ve ozlemle opuyorum.
  • Nuran Öztaş
    2 ay önce
    Canım *** erik ağaçcığım kitabında hem ağladım ,hem güldüm. Aşk için neleri terk ettiğini ne zorluklarla savaştığını sonunda sağlığından bile olduğunu güzel Türkçenle anlatmışsın.Kitabını her kese tavsiye ederim.Bir dahaki kitabında buluşmak üzere başarıların devamını dilerim.Şu günlerde seni sımsıcak kucaklamak isterim.⚘
  • Gönül
    2 ay önce
    Aşkın gözü kördür derler. Ben bu kadar akıllı, ayakları yere basan avukat bir hanımın nasıl olur da herkesin hakkını savurken sıra kendine gelince basireti bağ***mış gözünün önünü görememiş olmasına üzüldüm. Ama çalışma , hayata tutunma azmine hayran oldum. Sağlıcakla kalın...
  • SIBEL OZTAS
    2 ay önce
    Gonul Hanim tesekkur ederim guzel yorumunuz icin. Haklisiniz, ask cengaver bir avukata cubbesini cikarttirarak, silahlarini biraktiriyor. Sevgi ve saglikla kalin...
  • Ünal suner
    2 ay önce
    Sibel Hanım , diğer kanser hasta***ına örnek olursunuz . Farkli bir şey yapmışsınız. Tebrik ederim.
  • SIBEL OZTAS
    2 ay önce
    Cok tesekkur ederim Unal Bey. Tum hastalara sifa ve savaslarinda guc, kuvvet diliyorum. Saglik ve sevgiyle kalin.
  • Öznil Keskinkılıç
    2 ay önce
    Şu corona günlerinde okunacak en iyi kitap bence. Zira aşk da zayıf bünyeye giren virüs gibi. Altta yatan kronik sal’aklıklarımız yüzünden ölümcül, bizi öldürünce ölümsüz.. delikanlıya bak hele.. Öyle maskeyle mesafeyle de yaşanmaz bir ömür. Benimle beraber yaşamayı öğrenecek aşk, yolu yok.. Az biraz nefesimi kessin tabi, ateşine de yanayım sorun yok. Fakat baktım haddini aşıyor; sal’aklıklarıma salarım önce kendime saygımı, antikoruma sağlık. Aşk da yaşamak istiyorsa mutasyona uğrasın madem; edebiynen efendi olsun. Sevgiye dönüşsün mesela, güven olsun, dinginlik versin dingil. Olmadı çay içer niyetini yediğim... Röportaj da çok güzel olmuş, benden güzel olmasın.
  • SIBEL OZTAS
    2 ay önce
    WOW diyorum ve önünde saygıyla eğilip kalemimi öperek sana veriyorum. Bu nasıl güzel bir anlatım, duygu, hiciv, üsturuplu oturtmaca ve her şey. Muhteşemsin Öznil'im. Güzel yüreğine sağlık. Çok teşekkür ederim. İzninle bu yorumunu facebook sayfamda paylaşacağım.
  • C/A
    2 ay önce
    İçindeki Amazon kadını birçok kereler can***dırdığın ve yazarak bizimle paylaştığın için gönlülerimizde yer edindin. Sen çok yaşa Sibel Öztaş.
  • SIBEL OZTAS
    2 ay önce
    Çok teşekkür ederim rümuzundan ismini çıkaramadığım güzel dostum. Sen de çok yaşa, her şey gönlünce olsun
  • Sevil Sinak
    2 ay önce
    Sibel hanimin kitabini lutfen okuyun. Gercekten surukleyici ve okudukca okuyasi geliyor insanin, Okumaya baskarken biraz uzucu ancak daha sonra okurken size verdigi keyif inanilmaz guzel , Bence kitap yazmaya devam etmelisiniz . Cunku gercekten cok basarilisiniz . Tebrikler 
  • Sibel Oztas
    3 hafta önce
    Cok tesekkur ederim guzel sozleriniz icin Sevgili Sevil Hanim’cigim. Bu kadar icten motive edici yorumlardan sonra, sizlerden aldigim cesaretle yazmaya devam edecegim. Sag olun, var olun !!! Sevgilerimle....
  • Bengi Çığlıdağ
    2 ay önce
    Çok samimi bir röportaj olmuş. Kitabınızı defalarca okudum her okuyuşumda ilk kez okuyormuşçasına zevk alıyorum. Tam gözlerim dolarken biranda kendimi kahkaha atarken buluyorum. Şiddetle tavsiye ediyorum herkese. Başarılar...
  • SIBEL OZTAS
    2 ay önce
    Çok teşekkür ederim güzel yorumun için Bengi'ciğim. Her şey gönlünce olsun. Sağlık, sevgi ve aşkla kal
  • Emine yıldız
    2 ay önce
    Çok güzel bir söyleşi olmuş
  • Sevgiler ❤️
    2 ay önce
    Cok tesekkur ederim Emine Hanim

Amerika’nın En Eski Lunaparkı Coney Island’da

Amerika'nın En Eski Lunaparkı Coney Island'ta

Amerika Birleşik Devletleri'nin New York eyaletine bağlı Brooklyn kentinde en eski lunapark zamana meydan okuyor. En meşhur Coney Island lunaparkı Amerika’da bilinen en eski lunapark. 

Amerika'nın En Eski Lunaparkı Coney Island'ta
04 Ağustos 2019 - 22:13 

Esra Öziskender'in haberi
Amerika Birleşik Devletleri'nin New York eyaletine bağlı Brooklyn kentinde en eski lunapark zamana meydan okuyor. En meşhur Coney Island lunaparkı Amerika’da bilinen en eski lunapark.
Özellikle yaz akşamlarının vazgeçilmez eğlencesi olan Lunapark her gün ziyaretçi akınına uğruyor. 
1884 yılında tren yayları üzerinde ileri geri hareket eden eğlence vagonları şeklinde tasarlanmış lunapark zamanla sirk ve çeşitli yarışmaların yapıldığı alan olarak kullanılmış. 1897’de daha fazla düzeneği olan eğlence rayları sistemine dönüşmüş olan lunapark 1903’te resmen hizmete girmiş, 1925’te ilk rollercoaster denilen raylı eğlence düzeneği Thınderbolt adı altında New York'luları uzun yıllar eğlendirmiş. 1927’de Cylone Rollercoaster açılmıştır ki bu hala lunapark’ta mevcuttur. Bugün günümüzde büyük küçük herkes ziyaret ediyor. 

Haberin linki:


Amerika’da Evsiz Sayısı Yarım Milyonu Geçti

Amerika'da Evsiz Sayısı Yarım Milyonu geçti

Amerika Birleşik Devletleri'nde evsiz sayısı yarım milyonu geçti. Başta New York ve Los Angeles olmak üzere bir çok kentte sokakta yaşayanlar hızla çoğalıyor. Yerel yönetimler bazı önlemler alsa da bu soruna ulusal bir çözüm getirilmesi isteniyor. 

Amerika'da Evsiz Sayısı Yarım Milyonu geçti
28 Temmuz 2019 - 21:23 - Güncelleme: 29 Temmuz 2019 - 05:23 

Esra Öziskender'in haberi

Amerika’daki homeless yani evsiz sayısında büyük artış gözlemleniyor son zamanlarda. Evsizlik büyük bir kriz haline gelmeye başladı. Son rakamlara göre Amerika’da 553,742 homeless olduğu varsayılıyor ve bu rakam gittikçe artmakta.

Evsizler konusunda ilk başı çeken eyaletler California, Oregon ve Washington. California’nın Los Angeles şehrindeki homeless sayısı korkutucu boyutlara ulaştı. Şu anda LA’da 50,000’den fazla kişi sokaklarda yaşıyor. Amerika’da 1640 yılından sokakta kalan insanlar New York'ta kent sakinlerine rahatsızlık verince New York Valisi barınak yapmıştı. Her üç Amerikalıdan biri yoksulluk sınırında yaşadığını dile getiren uzmanlar "Yaklaşık olarak 100 milyon Amerikalı yoksulluk sınırında yaşıyor. Bazıları yemek bulamıyor. Evsiz olmanın Amerika’da bir problem haline gelmesi 1640 yıllarına kadar uzanıyor. Ülkede yaklaşık 5 milyon kişi sığınma evlerinde yaşarken, 10 milyon Amerikalı ise yaşlılık maaşı ile birlikte özel evlerde yaşıyor. 

Haberin linki:

https://www.abdpost.com/amerika-da-evsiz-sayisi-yarim-milyonu-gecti/22253/

ABD'nin en üretken bin insanından biri: Ayşe Birsel

ABD'nin en üretken bin insanından biri: Ayşe Birsel

Ayşe Birsel, Dünya'da kendi geliştirdiği yöntemle, mimari yöntemleri ile insan hayatındaki problemleri çözmeyi öğretiyor. Kullanıcı merkezli, yap boz tekniğine benzer bir teknikle hümanist tasarım yaklaşımını ve kendi geliştirdiği ‘deconstructıon: reconstructıon’ sürecini kullanarak eski sorunlara yeni çözümler getiriyor. Ayşe Birsel 2000 yılında insancıl tasarım yaklaşımı ve inovatif ürünleri ile ABD'de en yaratıcı bin insanın arasına girdi. 

ABD'nin en üretken bin insanından biri: Ayşe Birsel
16 Kasım 2018 - 21:01 - Güncelleme: 17 Kasım 2018 - 21:54 

Fenomen Esra Öziskender bildiriyor.

Geçen hafta Ayşe Birsel’in düzenlemiş olduğu seminerlerden birine katıldım kendisinin davetlisi olarak. Benim için çok ilginç bir deneyimdi ve ne yalan söyleyeyim hiç hayatıma bir mimar gözüyle bakmamıştım, aklıma dahi gelmezdi. 

Endüstriyel ürünler tasarımcısı Ayşe Birsel, kitabı ‘Sevdiğiniz Yaşamı Tasarlayın’da hayalini kurduğumuz gibi bir hayata sahip olmamız için öneriler sunuyor.

Hayatı tasarlamak, ona farklı bir gözle bakmak, onu tasarımcı gibi keyifle hayal edebilmek demektir.

Ayşe Birsel, ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünden birincilikle mezun oldu. Fulbright bursuyla New York Pratt Institute’da yüksek lisansını yaptı. 2000’de ABD’de en yaratıcı bin insandan biri oldu. Pek çok ödül kazandı.

‘ÖYLE OLMAZ’ DİYE KESTİRİP ATMAYIN

Tasarımcı gibi düşünmenin püf noktaları neler sorusuna şu cevabi veriyor:

İyimser olun. Tasarımcılar, problem ne kadar çetrefilli olursa olsun çözüm bulabileceklerine inanırlar ve bu, yaratıcılığı körükler. Kendinizi başkalarının yerine koyun ve olaylara onların bakış açılarından da bakın. Büyük resmi görün, hayatınızı tasarlarken bütünsel düşünün. Başkalarıyla işbirliği yapın. Kendinize ‘Peki acaba’ sorusunu sorun. Açık fikirli olun, hemen ‘O öyle olmaz’ diye kestirip atmayın.

1. İlk adım ‘boz’mak. Yaşamınızın yapısını çözümleyin. Aile, iş, dostlar, hobiler... Hayatınızı oluşturan parçaların neler olduğuna bakın.

2. İlham arayın. Kahramanlar bize değerlerimiz, inançlarımız ve sürmek istediğimiz yaşama dair fikirler verir.

3. Bakış açınızı değiştirin. Alıştığımız şeylere farklı bir gözle bakabilme becerisi yaratıcılığın temelidir.

4. Şimdi işin ‘yap’ kısmında sıra... Hayatınızı oluşturan parçalardan nelerin sizin için önemli olduğuna karar verin. Yaşamımızı tasarlamamızın amacı, sevdiğimiz şeyleri muhafaza etmek, istemediklerimizden kurtulmak, kullanamadığımız şeyleri dönüştürmektir.

5. Fikirlerinizi kelimelerle, mektuplarla, şiirlerle, manifestolarla ve kitaplarla; eskiz ve çizimlerle, görsellerle ve filmlerle; şarkılarla, müzikle ve dansla; modeller, prototipler, ürünler ve deneyimlerle ifade edin. İfade etmek hem kendinizle hem de başkalarıyla iletişim kurmanıza yardımcı olur.

Ayşe Birsel Kimdir

Ayşe Birsel, dünya çapında bir çok ödüle sahip bir ürün tasarımcısıdır. Yapıbozum/yeniden yapım düşüncesinin uygulayıcısı, “Sevdiğin Yaşamı Tasarla” uzmanıdır. Bu konulara yönelik, eğitim kurumlarında ve şirketlerde çalıştaylar yürütmektedir. Çok sayıda başarılı projeye imza attı. Halen merkezi New York’ta olan ve Dakar ve İstanbul’da ofisleri bulunan eşi Bibi Seck ile birlikte kurduğu ve yürüttüğü Birsel Plus Seck isimli şirketi üzerinden çalışmalarına devam etmekte ve sektördeki birçok endüstri liderleriyle ortaklık yapmaktadır. Yalınlık, empati ve sürdürülebilirlik temel prensiplerdir. Museum of Modern Art ve Cooper Hewitt National Design Museum’da sürekli olarak sergilenen tasarımları var.

Başlıca ödülleri:

"The Water Room," isimli yüksek lisans tezi Japonya’da “Concepts and the Design of the Future competition” yarışmasında ödül aldı, ve 1990’da İD magazine award ödülünü aldı.

1990-91 Knoll Orchestra Ofis Aksesuarları (Bruce Hannah ile). Roscoe Design Award ve Cooper Hewitt Design Collection.

1994, VİA (French Furniture İndustry Syndicate) Award for Furniture.

1993 Toto Zoe Washlet and Prominence. 1995 The Chicago Museum Good Design Award, 1996 İD Magazine Gold, 1996 İDEA Bronze Awards.

1996-2000 Herman Miller Resolve ofis sistemi. İDEA Gold, Best Of Neocon  and Neocon Best Of Category, İD Magazine Gold Awards. 2001’de MOMA’da sürekli olarak sergilenmeye başlandı.

Young Designer Award from the Brooklyn Museum of Art.

Cooper Hewitt Museum National Design Awards finalist.

2008, Rhode Island School of Design Athena Award for Excellence in Furniture Design,

2008, Neocon. İDEA Gold, Best of Neocon and Neocon Best of Category, Spark Silver Awards

2010, Chicago Athenaeum Good Design Award

Ayşe Birsel’in seminerlerine katılmak, bilgi edinmek ve kitabını satın almak için web sitesi veya asistanı aracılığı ile kendisine ulaşabilirsiniz: Meltem Parlak, meltem@birselplusseck.com 

Haberin linki:

https://www.abdpost.com/abd-nin-en-uretken-bin-insanindan-biri-ayse-birsel/18293/

Nevşah’ın İkinci New York Çıkartması

Nevşah'ın İkinci New York Çıkartması

Bir seri eğitimler vermek üzere ikinci kez New York’a gelen nefes koçu Nevşah New York’lu Türk ve yabancı öğrenciler ve nefes eğitimini merak edenler ile buluştu. Daha yoğun bir programla gelen Nevşah’ı eski ve yeni öğrencileri ilgiyle dinledi. Koçluk eğitim programını da içine alan bir dizi programlar serisinden sonra çok yorulduğunu ancak toplantıların çok verimli geçtiğini ve çok zevkle çalıştıklarını söyleyen Nevşah’a onunla birlikte gelen Nefes Koçları yardımcı oluyor. 

Nevşah'ın İkinci New York Çıkartması
18 Ekim 2018 - 22:41 - Güncelleme: 24 Ekim 2018 - 19:07 

Nevşah’ın nefes koçluğu eğitimini de içine aldığı ikinci New York çıkartmasında özellikle doğru nefes alma ile ilgilenen ve bu bilgileri diğerlerine aktarmak isteyen kişilere nefes koçu olmalarını öneriyor. 

“Doğal nefes, yeniden kazanılması gereken bir alışkanlık. İnsanlar nefeslerindeki problemi kendileri tespit edemedikleri ve kendileri düzeltemedikleri için mutlaka bir nefes koçu ile çalışmaları gerekir” diyen Nevşah “Aslına bakarsanız nefes koçu ile çalışmak da bir yere kadar yararlı. Bir kişi nefesini tamamen açmak ve kaybettiği doğal nefes alışkanlığını kazanmak istiyorsa bunu yapabildiği tek yer Mucize Kursu diyebilirim” diye ekliyor. 

Nevşah’ın gelecekteki Amerika programları için bilgi almak istiyorsanız Mel Stretegies’den Melike Ayan’la iletişime geçebilirsiniz: melike.nyc@gmail.com 


Esra Öziskender bildirdi.

Haberin linki:

https://www.abdpost.com/nevsah-yine-new-york-ta/17792/


Tuesday, December 4, 2018

ABD'nin en üretken bin insanından biri: Ayşe Birsel

Ayşe Birsel, Dünya'da kendi geliştirdiği yöntemle, mimari yöntemleri ile insan hayatındaki problemleri çözmeyi öğretiyor. Kullanıcı merkezli, yap boz tekniğine benzer bir teknikle hümanist tasarım yaklaşımını ve kendi geliştirdiği ‘deconstructıon: reconstructıon’ sürecini kullanarak eski sorunlara yeni çözümler getiriyor. Ayşe Birsel 2000 yılında insancıl tasarım yaklaşımı ve inovatif ürünleri ile ABD'de en yaratıcı bin insanın arasına girdi.

Fenomen Esra Öziskender bildiriyor.

Geçen hafta Ayşe Birsel’in düzenlemiş olduğu seminerlerden birine katıldım kendisinin davetlisi olarak. Benim için çok ilginç bir deneyimdi ve ne yalan söyleyeyim hiç hayatıma bir mimar gözüyle bakmamıştım, aklıma dahi gelmezdi.

Endüstriyel ürünler tasarımcısı Ayşe Birsel, kitabı ‘Sevdiğiniz Yaşamı Tasarlayın’da hayalini kurduğumuz gibi bir hayata sahip olmamız için öneriler sunuyor.

Hayatı tasarlamak, ona farklı bir gözle bakmak, onu tasarımcı gibi keyifle hayal edebilmek demektir.

Ayşe Birsel, ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümünden birincilikle mezun oldu. Fulbright bursuyla New York Pratt Institute’da yüksek lisansını yaptı. 2000’de ABD’de en yaratıcı bin insandan biri oldu. Pek çok ödül kazandı.

‘ÖYLE OLMAZ’ DİYE KESTİRİP ATMAYIN

Tasarımcı gibi düşünmenin püf noktaları neler sorusuna şu cevabi veriyor:

İyimser olun. Tasarımcılar, problem ne kadar çetrefilli olursa olsun çözüm bulabileceklerine inanırlar ve bu, yaratıcılığı körükler. Kendinizi başkalarının yerine koyun ve olaylara onların bakış açılarından da bakın. Büyük resmi görün, hayatınızı tasarlarken bütünsel düşünün. Başkalarıyla işbirliği yapın. Kendinize ‘Peki acaba’ sorusunu sorun. Açık fikirli olun, hemen ‘O öyle olmaz’ diye kestirip atmayın.

1. İlk adım ‘boz’mak. Yaşamınızın yapısını çözümleyin. Aile, iş, dostlar, hobiler... Hayatınızı oluşturan parçaların neler olduğuna bakın.

2. İlham arayın. Kahramanlar bize değerlerimiz, inançlarımız ve sürmek istediğimiz yaşama dair fikirler verir.

3. Bakış açınızı değiştirin. Alıştığımız şeylere farklı bir gözle bakabilme becerisi yaratıcılığın temelidir.

4. Şimdi işin ‘yap’ kısmında sıra... Hayatınızı oluşturan parçalardan nelerin sizin için önemli olduğuna karar verin. Yaşamımızı tasarlamamızın amacı, sevdiğimiz şeyleri muhafaza etmek, istemediklerimizden kurtulmak, kullanamadığımız şeyleri dönüştürmektir.

5. Fikirlerinizi kelimelerle, mektuplarla, şiirlerle, manifestolarla ve kitaplarla; eskiz ve çizimlerle, görsellerle ve filmlerle; şarkılarla, müzikle ve dansla; modeller, prototipler, ürünler ve deneyimlerle ifade edin. İfade etmek hem kendinizle hem de başkalarıyla iletişim kurmanıza yardımcı olur.

Ayşe Birsel Kimdir

Ayşe Birsel, dünya çapında bir çok ödüle sahip bir ürün tasarımcısıdır. Yapıbozum/yeniden yapım düşüncesinin uygulayıcısı, “Sevdiğin Yaşamı Tasarla” uzmanıdır. Bu konulara yönelik, eğitim kurumlarında ve şirketlerde çalıştaylar yürütmektedir. Çok sayıda başarılı projeye imza attı. Halen merkezi New York’ta olan ve Dakar ve İstanbul’da ofisleri bulunan eşi Bibi Seck ile birlikte kurduğu ve yürüttüğü Birsel Plus Seck isimli şirketi üzerinden çalışmalarına devam etmekte ve sektördeki birçok endüstri liderleriyle ortaklık yapmaktadır. Yalınlık, empati ve sürdürülebilirlik temel prensiplerdir. Museum of Modern Art ve Cooper Hewitt National Design Museum’da sürekli olarak sergilenen tasarımları var.

Başlıca ödülleri:

"The Water Room," isimli yüksek lisans tezi Japonya’da “Concepts and the Design of the Future competition” yarışmasında ödül aldı, ve 1990’da İD magazine award ödülünü aldı.

1990-91 Knoll Orchestra Ofis Aksesuarları (Bruce Hannah ile). Roscoe Design Award ve Cooper Hewitt Design Collection.

1994, VİA (French Furniture İndustry Syndicate) Award for Furniture.

1993 Toto Zoe Washlet and Prominence. 1995 The Chicago Museum Good Design Award, 1996 İD Magazine Gold, 1996 İDEA Bronze Awards.

1996-2000 Herman Miller Resolve ofis sistemi. İDEA Gold, Best Of Neocon and Neocon Best Of Category, İD Magazine Gold Awards. 2001’de MOMA’da sürekli olarak sergilenmeye başlandı.

Young Designer Award from the Brooklyn Museum of Art.

Cooper Hewitt Museum National Design Awards finalist.

2008, Rhode Island School of Design Athena Award for Excellence in Furniture Design,

2008, Neocon. İDEA Gold, Best of Neocon and Neocon Best of Category, Spark Silver Awards

2010, Chicago Athenaeum Good Design Award

Ayşe Birsel’in seminerlerine katılmak, bilgi edinmek ve kitabını satın almak için web sitesi veya asistanı aracılığı ile kendisine ulaşabilirsiniz:

Amerika Çağdaş Atatürkçüler Yeni Yönetimini Seçti

Amerika Birleşik Devletleri'nin New York kentinde geçtiğimiz yıllarda kurulan Amerika Çağdaş Atatürkçüler Derneği yeni yönetimi seçildi. Başkanlığını Bahar Karakuş'un yaptığı yeni yönetimde kurulunda Amerika Birleşik Devletleri'nde uzun yıllar STK'larda görev almış isimler bulunuyor.

Hafta sonu yapılan genel kurul toplantısında görevi Aydın Işık'tan devralan yeni yönetimde, Başkan Yardımcısı Kimya Mühendisi Bahar Yücel, Eski Amerikan Kadınlar Birliği Başkanlığı görevinde bulundu. Başkan Yardımcısı Mühendis Feray Girgin ise Amerika Teknik Üniversite Mezunları Dernek Başkanı, Genel Sekreter Mina Gökdemir Öğretmen, Sayman Emin Bilge Emekli Bankacı, Hayat Tahmaz Öğretmen Kadın Kolları Başkanı olarak seçildi.

Dernek Disiplin Kuruluna ise Nurten Ekin ve Emekli Hemşire Fatma Şimşek getirilirken, İnsan Kaynakları Uzmanı Esra Öziskender, Medya Sorumlusu, Seren İçaçan ise Proje sorumlusu olarak Dernekte görev yapacak.